01. Bölüm - 02. Bölüm - 03. Bölüm - 04. Bölüm - 05. Bölüm - 06. Bölüm - 07. Bölüm
08. Bölüm - 09. Bölüm - 10. Bölüm - 11. Bölüm - 12. Bölüm - 13. Bölüm14. Bölüm
15. Bölüm - 16. Bölüm

101. SİZDEN  YAŞLIYIM Mısır seferinde iken Yavuz Sultan Selim, bir yeniçeriye yaklaşıp:
"Söyle bakalım," demiş. "Sen mi yaşlısın, yoksa ben mi yaşlıyım?"
Yeniçerinin cevabı şu olmuş: "Ben yaşlıyım Padişahım; ama yaşadığım yıllar itibariyle
genç de olsam, sizden yaşlı olurdum," diye de ilave etmiş. Padişah:
"Bu nedemek?" diye sorarak açıklama isteyince de yeniçeri şöyle demiş:

"Bizim gibi fakirler iki şekilde yaşlı olurlar Padişahım. Benim hem kendim yaşlı hem de gözüm.
O yüzden ben her zaman sizden yaşlıyım." ***
102. NİYE  SEN  VERMİYORSUN  ?
Fatih, Edirne'de bir gün kıyafetini değiştirip çarşıda gezmeye başlamış. Bir ara bir bakkala
uğrayıp yağ istemiş. Yağı aldıktan sonra da bal istemiş. İstemiş istemesine ya bakkal balı
vermeyip şöyle demiş:

"Bal var, yalnız onu da şu bakkaldan alın efendim."
Padişah şaşkınlık içerisinde şu soruyu sormuş:
"Niye sen vermiyorsun?"
Bakkal, sen şekilde cevaplandırmış Fatih'in sorusunu:
"Yalnızca ben kazanırsam öteki bakkallar açlıktan ölürler. Onların da çoçukları var,
onlar da kazansınlar." Padişah, hayretler içerisinde diğer bakkallara da uğramış ve hep aynı
cevabı almış: "Sadece ben kazanmayayım, onlar da kazansın," demişler her biri.
Bunun üzerine şöyle söylemiş Fatih Sultan Mehmed:

"Birbirlerine bu derece bağlı, birbirlerini böylesine düşünen bir halkım olduktan sonra
ben değil İstanbul'u, bütün dünyayı bile alırım." ***
103. ÖLÜNCEYE  KADAR
Fatih, bir gün hocası Akşemseddin'e şu soruyu sorar:
"Hocam, bir insan açlığa ne kadar dayanabilir?"
Hocasının cevabı şöyle olur:
"Ölünceye kadar." ***
104. İSTANBUL'U  NİÇİN  FETHETTİN ?
Fatih'e:
"İstanbul'u niçin fethettin?" diye sormuşlar.
O ise şöyle cevaplandırmış bu soruyu:
"Önce o benim gönlümü fethettiği için." ***
105. BOŞ  YERE  MASRAF
Padişah Yavuz Sultan Selim günün birinde, şehzadelerine bütçeden 600 kuruş verilmesini emreder.
Kadı, bu emri şöyle diyerek kabul etmez:

"Devlet şu sıralarda donanmaya yeni gemiler yaptırmaktadır.
Böyle bir durumda şehzadelere para ayrılmaz."

Padişah bu sözleri yerinde bulur. Aradan bir hayli zaman geçer.
Bu sefer de Kadı, görevine rahat gidip gelebilmek için padişahtan bir merkep ister.
Padişah, Kadının isteğine şu cevabı verir:

"Bu mümkün değildir; çünkü İstanbul kadısının görevine merkeple gidip gelmesi boş
yere masraf demektir." ***
  106. ALLAH  RIZASINI  KAZANMAK  İÇİN
Yavuz Sultan Selim, Mısır Seferi'nden başarılı dönmüştü. Bütün halk toplanmış
onu şehre girerken alkışlamak için sabırsızlanıyordu. Ama Padişah, gece olmadan şehre girmek
istemiyordu. Bunun sebebini herkes merak ettiği haldehiç kimse sormaya cesaret edemiyordu.
Sonunda büyük alimlerden olan İbni Kemal:

"Padişahım, bir maruzatım var," dedi. Padişahın:

"Efendi, ne istediğin varsa hiç çekinmeden söyle," 
demesi üzerine İbni Kemal cevabı merak edilen soruyu şöyle sordu:
"Askerler merakta, bütün halk sokağa dökülmüş,
sizi alkışlamayı beklerken siz hâlâ şehre girmezsiniz.
Bunun sebebi hikmeti nedir?"  Yavuz şu şahane cevabı verdi:

"Efendi, sen bizi hâlâ tanıyamadın mı? Biz; şan, şöhret ve alkış toplamak için değil,
Allah rızasını kazanmak için savaşırız." ***
107. KILICIN  AĞZI  KESTİKÇE
Yabancı bir elçi, Yavuz Sultan Selim'in huzuruna çıkacaktı.
Vezirler, Padişah'ın şanına yaraşır gösterişli bir elbise giymesini istiyorlardı.
Bu isteklerini kendisine ilettiklerinde Padişah bu isteğe yanaşmadı.
Ve gelen elçinin huzuruna sade bir kıyafetle çıktı.
Yavuz Sultan Selim, elçiyi kabul etmeden önce tahtının dibine bir kılıç koydurtmuştu.
Elçi, Padişah ile görüşüp dışarı çıktıktan sonra kendisine Yavuz Sultan Selim'in emriyle
şu soruyu sordular:

"Padişahımızı nasıl buldunuz?"
Elçi bu soruya vezirlerin beklemediği şu cevabı verdi:
"Tahtın yanındaki kılıca bakmaktan Padişahınıza bakamadım ki..."

Elçinin bu sözleri Padişaha iletildiğinde ondan şu tarihi cevabı aldılar:

"İştePaşalar, mesele budur. Bir kılıcın ağzı kestikçe, düşmanın gözü ondan ayrılmaz.
Ama kesmesi azaldıkça, nazarları yükselip yavaş yavaş bizlere isabet eder. 
Ve Allah göstermesin, bir gün tamamen kesmez olursa, o zaman bize tepeden bakarlar." ***
108. ANAN  NE  GİYİNSİN  SÜLEYMAN ?
Yavuz Sultan Selim devlet harcamalarında olduğu gibi şahsi harcamalarında da sadeliği
ön planda tutardı. Lüks ve israfa kaçan süsülü elbiseleri giymeyi sevmezdi.
Süslü elbiselerin kadınlara yakıştığını düşünür ve erkeklerin böyle giyinmelerini de doğru bulmazdı.
Günün birinde oğlu Şehzade Süleyman , pek süslü ve parlak elbiseler giyinmiş ve pahalı
mücevherleri takınmış olduğu halde huzuruna çıktı.
Oğlunun bu süslü giyimini gören Padişah, şöyle dedi:

"Sen böyle giyinirsen anan ne giyinsin Süleyman? Anana takacak ziynet bırakmamışsın." ***
109. SENİN  GİBİ  GAMMAZA  İSE  LANET
Yavuz Sultan Selim'in Mısır Seferi devletin ekonomisini oldukça sıkıntıya düşürmüştü.
Ordunun masraflarını devlet hazinesi tam karşılamayınca bu ihtiyacı gidermek için Galata'daki
sarraflardan senet karşılığında borç almıştı.
(Bu borçlardan hepsi sefer tamamlanınca kuruşuna gelinceye kadar ödenmiştir.)
Yalnız borç alınan tüccarlardan biri devletten alacağını alamadan ölmüştü.
Bugünkü tabiriyle zamanın maliye bakanı, durumu padişaha iletip tüccarın çocuklarına bu kadar
para vermenin doğru olmayacağını gerekçe göstererek bir kısım para ve malın devlet
hazinesine alınmasını yazılı halde teklif etmişti.
Yavuz Sultan Selim bu öneriye çok sinirlenmiş, 
kendisine yazılı halde iletilen bu kağıdın altına şu notu yazarak iâde etmişti:

"Müteveffaya rahmet; malına, mülküne, parasına bereket; evladına afiyet;
senin gibi gammaza ise lanet." ***
110. NİÇİN  İTAAT  ETMEDİNİZ ?
Yavuz Sultan Selim, Mısır'ı fetettikten sonra, Mısır Ordusu Başkumandanı Kurtbay'ı
karşısına alıp savaşın sonuçları hakkında konuşmaya başlamış.
Kurtbay, Yavuz Sultan Selim'e yenilmelerinin sebebini şöyle ifade etmiş:

"Hünkarım, bizim mağlup olmamızın sebeplerinden birisi de ölüm saçan o dehşetli toplarınızdır.
Zamanında bir Berberi, Venedik'ten bir top getirip bize satmak istemiş. 
Ama bizim devlet büyüklerimiz o zaman: Top, Hz. Peygamber'in: 'Kılıç ve ok kullanınız,'
emrine aykırıdır, top bir bid'attir, kullanmak caiz olmaz" diyerek almamışlar...
Yavuz Sultan Selim, Kurtbay'ı dikkatle dinledikten sonra şöyle demiş:

"Hiç şüphemiz yok ki; kuvvet Allah'tandır (c.c.). Madem siz böylesine Kur'an'a ve Sünnete
bağlıydınız da Hz. Peygamberinm: 'Silaha aynı silahla mukabele edin; emrine niçin itaat etmediniz?
Hz. Peygamberden bu yana 900 sene geçti, o zaman kılıç ve ok devriydi. Bugün ise top devri..."
Anasayfaya dön Konulara dön
Sadakat.Net©İslami web hizmetleri
Anasayfaya dön Konulara dön
Sadakat.Net©İslami web hizmetleri
Anasayfaya dön Konulara dön
Sadakat.Net©İslami web hizmetleri