101. SİZDEN YAŞLIYIM
"Bizim gibi fakirler iki şekilde yaşlı olurlar
Padişahım. Benim hem kendim yaşlı hem de gözüm.
O yüzden ben her zaman sizden yaşlıyım."
102.
NİYE SEN VERMİYORSUN ?
uğrayıp yağ istemiş. Yağı aldıktan sonra da bal
istemiş. İstemiş istemesine ya bakkal balı
vermeyip şöyle demiş:
"Bal var, yalnız onu da şu bakkaldan alın efendim."
Padişah şaşkınlık içerisinde şu soruyu sormuş:
"Niye sen vermiyorsun?"
Bakkal, sen şekilde cevaplandırmış Fatih'in sorusunu:
"Yalnızca ben kazanırsam öteki bakkallar açlıktan
ölürler. Onların da çoçukları var,
onlar da kazansınlar." Padişah, hayretler içerisinde
diğer bakkallara da uğramış ve hep aynı
cevabı almış: "Sadece ben kazanmayayım, onlar
da kazansın," demişler her biri.
Bunun üzerine şöyle söylemiş Fatih Sultan Mehmed:
"Birbirlerine bu derece bağlı, birbirlerini böylesine
düşünen bir halkım olduktan sonra
ben değil İstanbul'u, bütün dünyayı bile alırım."
103.
ÖLÜNCEYE KADAR
"Hocam, bir insan açlığa ne kadar dayanabilir?"
Hocasının cevabı şöyle olur:
"Ölünceye kadar."
104.
İSTANBUL'U NİÇİN FETHETTİN ?
"İstanbul'u niçin fethettin?" diye sormuşlar.
O ise şöyle cevaplandırmış bu soruyu:
"Önce o benim gönlümü fethettiği için."
105.
BOŞ YERE MASRAF
Kadı, bu emri şöyle diyerek kabul etmez:
"Devlet şu sıralarda donanmaya yeni gemiler yaptırmaktadır.
Böyle bir durumda şehzadelere para ayrılmaz."
Padişah bu sözleri yerinde bulur. Aradan bir hayli
zaman geçer.
Bu sefer de Kadı, görevine rahat gidip gelebilmek
için padişahtan bir merkep ister.
Padişah, Kadının isteğine şu cevabı verir:
"Bu mümkün değildir; çünkü İstanbul kadısının
görevine merkeple gidip gelmesi boş
yere masraf demektir."
106.
ALLAH RIZASINI KAZANMAK İÇİN
onu şehre girerken alkışlamak için sabırsızlanıyordu.
Ama Padişah, gece olmadan şehre girmek
istemiyordu. Bunun sebebini herkes merak ettiği
haldehiç kimse sormaya cesaret edemiyordu.
Sonunda büyük alimlerden olan İbni Kemal:
"Padişahım, bir maruzatım var," dedi. Padişahın:
"Efendi, ne istediğin varsa hiç çekinmeden söyle,"
demesi üzerine İbni Kemal cevabı merak edilen
soruyu şöyle sordu:
"Askerler merakta, bütün halk sokağa dökülmüş,
sizi alkışlamayı beklerken siz hâlâ şehre girmezsiniz.
Bunun sebebi hikmeti nedir?" Yavuz şu şahane
cevabı verdi:
"Efendi, sen bizi hâlâ tanıyamadın mı? Biz; şan,
şöhret ve alkış toplamak için değil,
Allah rızasını kazanmak için savaşırız."
107.
KILICIN AĞZI KESTİKÇE
Vezirler, Padişah'ın şanına yaraşır gösterişli
bir elbise giymesini istiyorlardı.
Bu isteklerini kendisine ilettiklerinde Padişah
bu isteğe yanaşmadı.
Ve gelen elçinin huzuruna sade bir kıyafetle
çıktı.
Yavuz Sultan Selim, elçiyi kabul etmeden önce
tahtının dibine bir kılıç koydurtmuştu.
Elçi, Padişah ile görüşüp dışarı çıktıktan sonra
kendisine Yavuz Sultan Selim'in emriyle
şu soruyu sordular:
"Padişahımızı nasıl buldunuz?"
Elçi bu soruya vezirlerin beklemediği şu cevabı
verdi:
"Tahtın yanındaki kılıca bakmaktan Padişahınıza
bakamadım ki..."
Elçinin bu sözleri Padişaha iletildiğinde ondan şu tarihi cevabı aldılar:
"İştePaşalar, mesele budur. Bir kılıcın ağzı kestikçe,
düşmanın gözü ondan ayrılmaz.
Ama kesmesi azaldıkça, nazarları yükselip yavaş
yavaş bizlere isabet eder.
Ve Allah göstermesin, bir gün tamamen kesmez
olursa, o zaman bize tepeden bakarlar."
108.
ANAN NE GİYİNSİN SÜLEYMAN ?
ön planda tutardı. Lüks ve israfa kaçan süsülü
elbiseleri giymeyi sevmezdi.
Süslü elbiselerin kadınlara yakıştığını düşünür
ve erkeklerin böyle giyinmelerini de doğru bulmazdı.
Günün birinde oğlu Şehzade Süleyman , pek süslü
ve parlak elbiseler giyinmiş ve pahalı
mücevherleri takınmış olduğu halde huzuruna çıktı.
Oğlunun bu süslü giyimini gören Padişah, şöyle
dedi:
"Sen böyle giyinirsen anan ne giyinsin Süleyman?
Anana takacak ziynet bırakmamışsın."
109.
SENİN GİBİ GAMMAZA İSE LANET
Ordunun masraflarını devlet hazinesi tam karşılamayınca
bu ihtiyacı gidermek için Galata'daki
sarraflardan senet karşılığında borç almıştı.
(Bu borçlardan hepsi sefer tamamlanınca kuruşuna
gelinceye kadar ödenmiştir.)
Yalnız borç alınan tüccarlardan biri devletten
alacağını alamadan ölmüştü.
Bugünkü tabiriyle zamanın maliye bakanı, durumu
padişaha iletip tüccarın çocuklarına bu kadar
para vermenin doğru olmayacağını gerekçe göstererek
bir kısım para ve malın devlet
hazinesine alınmasını yazılı halde teklif etmişti.
Yavuz Sultan Selim bu öneriye çok sinirlenmiş,
kendisine yazılı halde iletilen bu kağıdın altına
şu notu yazarak iâde etmişti:
"Müteveffaya rahmet; malına, mülküne, parasına
bereket; evladına afiyet;
senin gibi gammaza ise lanet."
110.
NİÇİN İTAAT ETMEDİNİZ ?
karşısına alıp savaşın sonuçları hakkında konuşmaya
başlamış.
Kurtbay, Yavuz Sultan Selim'e yenilmelerinin
sebebini şöyle ifade etmiş:
"Hünkarım, bizim mağlup olmamızın sebeplerinden
birisi de ölüm saçan o dehşetli toplarınızdır.
Zamanında bir Berberi, Venedik'ten bir top getirip
bize satmak istemiş.
Ama bizim devlet büyüklerimiz o zaman: Top, Hz.
Peygamber'in: 'Kılıç ve ok kullanınız,'
emrine aykırıdır, top bir bid'attir, kullanmak
caiz olmaz" diyerek almamışlar...
Yavuz Sultan Selim, Kurtbay'ı dikkatle dinledikten
sonra şöyle demiş:
"Hiç şüphemiz yok ki; kuvvet Allah'tandır (c.c.).
Madem siz böylesine Kur'an'a ve Sünnete
bağlıydınız da Hz. Peygamberinm: 'Silaha aynı
silahla mukabele edin; emrine niçin itaat etmediniz?
Hz. Peygamberden bu yana 900 sene geçti, o zaman
kılıç ve ok devriydi. Bugün ise top devri..."
| Anasayfaya dön | Konulara dön |
| Sadakat.Net©İslami web hizmetleri | |
| Anasayfaya dön | Konulara dön |
| Sadakat.Net©İslami web hizmetleri | |