01. Bölüm - 02. Bölüm - 03. Bölüm - 04. Bölüm - 05. Bölüm - 06. Bölüm - 07. Bölüm
08. Bölüm - 09. Bölüm - 10. Bölüm - 11. Bölüm - 12. Bölüm - 13. Bölüm - 14. Bölüm
15. Bölüm - 16. Bölüm

111. HAKİMİ  DEĞİL, HADİMİYİZ Yavuz Sultan Selim Şam'ı fetetmişti. Cuma namazını kılmak için de Şam'ın enbüyük camiini
seçmişti. Cumanın ilk sünnet eda edildikten sonra İmam hutbeye çıktı.
Son derece heyecanlıydı. Hutbede ilk defa bugün Sultan Selim'in adı okunacaktı.
İşte şimdi hutbenin bu kısmında Padişahın isminin anılması vardı.
İmam sesini yükseltti ve şöyle dedi.

"Mukaddes yerlerin hakimi, Sultan Selim Han..." İmam Efendi'nin söyleyecekleri henüz bitmeden,
Padişahın sesi duyuldu: "Hayır! Biz mukaddes yerlerin hakimi değil, hadimiyiz (hizmetkarıyız).
Hutbe bu şekilde değiştirilsin..." Ve böyle de oldu. Hutbede bu ifade Yavuz Sultan Selim'in isteği
üzerine imam tarafından değiştirilerek şöyle okundu:

"Hadimü'l-Harameyn eş-Şerefeyn Sultan Selim Han bin Bayezid Han..." ***
  112. TAŞI  TOPRAĞI  MEVLEVİDİR
Mısır seferinden dönerken Yavuz Sultan Selim Konya dolaylarında mola verir.
Bu sırada korkunç bir kasırga çıkar. Herkes, yerden kalkan tozların döne döne
yükselişini hayretle seyreder. Padişah, bu durumu çok değer verdiği, her zaman yanında
bulundurmaktan zevk aldığı büyük alim Kemal Paşazade'ye sorar:

"Bu neyin nesidir, hocam?"
Hoca şu cevabı veririr Yavuz Sultan Selim'e:
"Burası bildiğiniz gibi Mevlana'nın şehridir efendim. Taşı toprağı Mevlevidir.
İşte böyle gördüğünüz gibi durmadan dönerler." ***
113. BEN  DE  BİLİRİM
Osmanlı Padişahlarından bazıları gibi Yavuz Sultan Selim de yapacağı sefer
hazırlıklarını gizli tutarmış. İşte böylesine bir sefer hazırlığı esnasında vezirlerinden 
biri ısrarla Padişaha seferin nereye yapılacağını sorunca Yavuz şöyle demiş:

"Sen sır saklamasını bilirmisin?"
Vezir sorduğu soruya cevap alacağı ümidiyle:
"Evet hünkarım, bilirim," dediğinde Yavuz, şu susturucu cevabı vermiş:
"Ben de bilirim." ***
  114. SENİ  PEK  İYİ  GÖRMÜYORUM
Çok güzel bir yaz günüydü. Sarayın bahçesinde Kanuni Sultan Süleyman ile Barbaros
Hayreddin Paşa, birlikte geziyorlardı. Kanuni, Barbaros Hayreddin Paşa'yı çok sever
ve beğenirdi. Çünkü Barbaros, kocaman haçlı donanmasını Preveze'de mağlup etmiş,
Cezayir gibi bir ülkeyi Osmanlı sınırlarına dahil etmişti. PAdişah bir ara:

"Paşa, seni pek iyi görmüyorum, canını sıkan bir şey mi var?" diye sordu.
Barbaros Hayreddin Paşa, İstanbul'a geleli bir ay kadar olmuştu. Ama gelir gelmez
denizlere özlem çekmeye başlamıştı... Hayreddin Paşa, çok açık sözlü biriydi.
BU yüzden Padişah'a derdini rahatlıkla söyleyecekti. Şöyle dedi:

"Allah (c.c.) hamdolsun. Sayenizde sıkıntılarımız kalmadı Padişahım. Şu anki derdimiz
denizlere olan hasretimizden ileri gelir. BUndan başka da bir derdimiz yoktur."
Kanuni gülümsedi bu cevabe ve:
"Denizlerden kaç gün ayrı kaldın ki?" diye sordu. Hayreddin Paşa:
"Bir ay Padişahım. Evet tam bir ay oldu denizlerden ayrı kalışım." Bunun üzerine Padişah:

"Haklısın," dedi. "Denizlerin sultanı olduğun için, hemen hasretlik çekiyorsun."
Barbaros şu karşılığı verdi Kanuni'ye:
"Ne yapayım Padişahım. Denizde iken karayı, karada iken de denizleri özlüyorum.
Çünkü denizlerde kendimi, kara da ise sizi buluyorum."

Bu cevap Kanuni'yi öylesine sevindirdi ki, Barbaros'a, hemen denizlere açılması için izin verdi. ***
115. BİN  BİR  ALTIN  YETER
Kanuni Sultan Süleyman avlanmaya çıktığı bir gün sağanak yağmura yakalanınca
o civardaki evlerden birine sığınır. Sıcak ateşin karşısında ıslanan elbiselerini kuruturken:

"Gerçekten şu ateş bin altına  bedel," der. Padişah geceyi geçirdikleri evden ertesi gün
ayrılırken ev sahibi olan köylüye:

"Borcumuz ne kadar?" diye sorar. Uyanık köylü:

""Bin bir altın yeter," diye cevap verir. Padişahın hayretler içerisinde kaldığını gören köylü,
onun soru sormasına fırsat vermeden sözüne devam eder:

"Akşamki ateşin bin altın değerinde olduğunu zaten siz söylemiştiniz.
Konaklama ücreti için ise bir altın çok mu fazla?" ***
116. İNSAN  DERİN  UYUR  MU  ?
Evi hırsızlar tarafından soyulmuş olan bir kadın, Kanuni Sultan Süleyman'a gelerek
şikayette bulunur. Padişah kadını dinledikten sonra ona şöyle sorar:

"Hırsızların evini soyduğunu duymayacak kadar da insan derin uyur mu?"
Evi soyulan kadın, Padişah'ın sorusuna şu ilginç cevabı verir:
"Biz sizi uyanık bildiğimiz için o kadar derin uykuya dalmıştık." ***
  117. HANGİ  DÜĞÜN  DAHA  GÜZEL ?
Kanuni Sultan Süleyman'ın kız kardeşi HAtice Sultan ile Sadrazam Makbul İbrahim Paşa'nın 
düğünleri çok güzel olmuştu. Bu düğünden altı yıl sonra şehzadelere yapılan sünnet düğününün de
Hatice Sultan ile Sadrazam Makbul İbrahim Paşa'nın düğünlerinden aşağı kalan tarafı yokmuş.
Padişah, Sadrazama:
"Hangi düğün daha güzel?" diye sorduğunda ondan şu cevabı almış:
"Benim düğünüm gibi bir düğün şimdiye kadar yapılmadı ve yapılmayacaktır."

Bu cevabı alan Padişah şaşırmış ve:
"Nasıl yani?" demiş. Bu soruyu da şu şekilde cevaplandırmış Sadrazam Makbul İbrahim Paşa:
"Çünkü sizin düğününüzde benim düğünümde olduğu gibi bir davetli yoktu.
Benim düğünüm ise zamanın Süleyman'ı ile şereflenmişti." ***
118. ALLAH  (C.C.)  DİLERSE
II. Selim henüz şehzade iken yakını olan Celal Bey'e:
"Halk benim hakkımda ne düşünüyor?" diye sorar. Celal Bey, şu cevabı verir:

"Annen ve baban kardeşin Bayezid'i çok sevmekteler. Asker ise babanın yerine
diğer kardeşin Mustafa'nın geçmesini istiyor. Şimdiye kadar senin hakkında ise
bir şey söyleyen olmadı."
II. Selim kendisine verilen bu haberi şöyle yorumlar:
"Annem babam Bayezid'i çok sevse de; asker, Mustafa'nın Padişahlığını istese de;
eğer Allah (c.c.) dilerse saltanat bana kalacaktır." ***
119. SAKAL  YENİDEN  ÇIKAR
Osmanlı Donanması İnebahtı Deniz Savaşı'nda yenilince Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa,
Venedik elçisine şu sözleri söyler:

"Siz İnebahtı'da donanmamızı bozmakla sadece sakalımızı traş ettiniz.
Ama biz Kıbrıs'ı almakla sizin kolunuzu kestik. Sakal yeniden çıkar;
lakin kesilen bir kolun yeniden yerine gelmesi mümkün değildir." ***
120. KAZANDIĞIMIN  YARISI
Padişah III. Murat'a oynadığı oyunu bitirdikten sonra kendisine bahşiş verileceği sırada maskara,
şöyle der: "Bugün altın istemiyorum, Padişahım. Onun yerine yüz değnek vurulsun."
III. Murat, bu isteği oyunun bir parçası zannederek isteğin yerine getirilmesini emreder.
Elli sopa yedikten sonra maskara:
"Hele bir durun," der. "Geride kalan elli sopayı da ortağıma atın." Padişah haklı olarak:
"Ortağın da kim?" diye sorar. Maskara:
"Her zaman beni buraya çağıran saray bahçıvanı 'benim yüzümden para kazanıyorsun' diyerek
kazandığımın yarısını elimden alıyor. Bu yüzden bugünkü kazandığımın yaısını da o alsın istiyorum."
Konuşmadaki ince espiriyi anlayan Padişah onun bu isteğini de yerine getirtir.
Anasayfaya dön Konulara dön
Sadakat.Net©İslami web hizmetleri
Anasayfaya dön Konulara dön
Sadakat.Net©İslami web hizmetleri
Anasayfaya dön Konulara dön
Sadakat.Net©İslami web hizmetleri