111. HAKİMİ DEĞİL, HADİMİYİZ
"Mukaddes yerlerin hakimi, Sultan Selim Han..."
İmam Efendi'nin söyleyecekleri henüz bitmeden,
Padişahın sesi duyuldu: "Hayır! Biz mukaddes
yerlerin hakimi değil, hadimiyiz (hizmetkarıyız).
Hutbe bu şekilde değiştirilsin..." Ve böyle de
oldu. Hutbede bu ifade Yavuz Sultan Selim'in isteği
üzerine imam tarafından değiştirilerek şöyle
okundu:
"Hadimü'l-Harameyn eş-Şerefeyn Sultan Selim Han
bin Bayezid Han..."
112.
TAŞI TOPRAĞI MEVLEVİDİR
Bu sırada korkunç bir kasırga çıkar. Herkes,
yerden kalkan tozların döne döne
yükselişini hayretle seyreder. Padişah, bu durumu
çok değer verdiği, her zaman yanında
bulundurmaktan zevk aldığı büyük alim Kemal Paşazade'ye
sorar:
"Bu neyin nesidir, hocam?"
Hoca şu cevabı veririr Yavuz Sultan Selim'e:
"Burası bildiğiniz gibi Mevlana'nın şehridir
efendim. Taşı toprağı Mevlevidir.
İşte böyle gördüğünüz gibi durmadan dönerler."
113.
BEN DE BİLİRİM
hazırlıklarını gizli tutarmış. İşte böylesine
bir sefer hazırlığı esnasında vezirlerinden
biri ısrarla Padişaha seferin nereye yapılacağını
sorunca Yavuz şöyle demiş:
"Sen sır saklamasını bilirmisin?"
Vezir sorduğu soruya cevap alacağı ümidiyle:
"Evet hünkarım, bilirim," dediğinde Yavuz, şu
susturucu cevabı vermiş:
"Ben de bilirim."
114.
SENİ PEK İYİ GÖRMÜYORUM
Hayreddin Paşa, birlikte geziyorlardı. Kanuni,
Barbaros Hayreddin Paşa'yı çok sever
ve beğenirdi. Çünkü Barbaros, kocaman haçlı donanmasını
Preveze'de mağlup etmiş,
Cezayir gibi bir ülkeyi Osmanlı sınırlarına dahil
etmişti. PAdişah bir ara:
"Paşa, seni pek iyi görmüyorum, canını sıkan bir
şey mi var?" diye sordu.
Barbaros Hayreddin Paşa, İstanbul'a geleli bir
ay kadar olmuştu. Ama gelir gelmez
denizlere özlem çekmeye başlamıştı... Hayreddin
Paşa, çok açık sözlü biriydi.
BU yüzden Padişah'a derdini rahatlıkla söyleyecekti.
Şöyle dedi:
"Allah (c.c.) hamdolsun. Sayenizde sıkıntılarımız
kalmadı Padişahım. Şu anki derdimiz
denizlere olan hasretimizden ileri gelir. BUndan
başka da bir derdimiz yoktur."
Kanuni gülümsedi bu cevabe ve:
"Denizlerden kaç gün ayrı kaldın ki?" diye sordu.
Hayreddin Paşa:
"Bir ay Padişahım. Evet tam bir ay oldu denizlerden
ayrı kalışım." Bunun üzerine Padişah:
"Haklısın," dedi. "Denizlerin sultanı olduğun
için, hemen hasretlik çekiyorsun."
Barbaros şu karşılığı verdi Kanuni'ye:
"Ne yapayım Padişahım. Denizde iken karayı, karada
iken de denizleri özlüyorum.
Çünkü denizlerde kendimi, kara da ise sizi buluyorum."
Bu cevap Kanuni'yi öylesine sevindirdi ki, Barbaros'a,
hemen denizlere açılması için izin verdi.
115.
BİN BİR ALTIN YETER
o civardaki evlerden birine sığınır. Sıcak ateşin
karşısında ıslanan elbiselerini kuruturken:
"Gerçekten şu ateş bin altına bedel," der.
Padişah geceyi geçirdikleri evden ertesi gün
ayrılırken ev sahibi olan köylüye:
"Borcumuz ne kadar?" diye sorar. Uyanık köylü:
""Bin bir altın yeter," diye cevap verir. Padişahın
hayretler içerisinde kaldığını gören köylü,
onun soru sormasına fırsat vermeden sözüne devam
eder:
"Akşamki ateşin bin altın değerinde olduğunu zaten
siz söylemiştiniz.
Konaklama ücreti için ise bir altın çok mu fazla?"
116.
İNSAN DERİN UYUR MU ?
şikayette bulunur. Padişah kadını dinledikten
sonra ona şöyle sorar:
"Hırsızların evini soyduğunu duymayacak kadar
da insan derin uyur mu?"
Evi soyulan kadın, Padişah'ın sorusuna şu ilginç
cevabı verir:
"Biz sizi uyanık bildiğimiz için o kadar derin
uykuya dalmıştık."
117. HANGİ DÜĞÜN DAHA GÜZEL ?
düğünleri çok güzel olmuştu. Bu düğünden altı
yıl sonra şehzadelere yapılan sünnet düğününün de
Hatice Sultan ile Sadrazam Makbul İbrahim Paşa'nın
düğünlerinden aşağı kalan tarafı yokmuş.
Padişah, Sadrazama:
"Hangi düğün daha güzel?" diye sorduğunda ondan
şu cevabı almış:
"Benim düğünüm gibi bir düğün şimdiye kadar yapılmadı
ve yapılmayacaktır."
Bu cevabı alan Padişah şaşırmış ve:
"Nasıl yani?" demiş. Bu soruyu da şu şekilde
cevaplandırmış Sadrazam Makbul İbrahim Paşa:
"Çünkü sizin düğününüzde benim düğünümde olduğu
gibi bir davetli yoktu.
Benim düğünüm ise zamanın Süleyman'ı ile şereflenmişti."
118.
ALLAH (C.C.) DİLERSE
"Halk benim hakkımda ne düşünüyor?" diye sorar.
Celal Bey, şu cevabı verir:
"Annen ve baban kardeşin Bayezid'i çok sevmekteler.
Asker ise babanın yerine
diğer kardeşin Mustafa'nın geçmesini istiyor.
Şimdiye kadar senin hakkında ise
bir şey söyleyen olmadı."
II. Selim kendisine verilen bu haberi şöyle yorumlar:
"Annem babam Bayezid'i çok sevse de; asker, Mustafa'nın
Padişahlığını istese de;
eğer Allah (c.c.) dilerse saltanat bana kalacaktır."
119.
SAKAL YENİDEN ÇIKAR
Venedik elçisine şu sözleri söyler:
"Siz İnebahtı'da donanmamızı bozmakla sadece sakalımızı
traş ettiniz.
Ama biz Kıbrıs'ı almakla sizin kolunuzu kestik.
Sakal yeniden çıkar;
lakin kesilen bir kolun yeniden yerine gelmesi
mümkün değildir."
120.
KAZANDIĞIMIN YARISI
şöyle der: "Bugün altın istemiyorum, Padişahım.
Onun yerine yüz değnek vurulsun."
III. Murat, bu isteği oyunun bir parçası zannederek
isteğin yerine getirilmesini emreder.
Elli sopa yedikten sonra maskara:
"Hele bir durun," der. "Geride kalan elli sopayı
da ortağıma atın." Padişah haklı olarak:
"Ortağın da kim?" diye sorar. Maskara:
"Her zaman beni buraya çağıran saray bahçıvanı
'benim yüzümden para kazanıyorsun' diyerek
kazandığımın yarısını elimden alıyor. Bu yüzden
bugünkü kazandığımın yaısını da o alsın istiyorum."
Konuşmadaki ince espiriyi anlayan Padişah onun
bu isteğini de yerine getirtir.
| Anasayfaya dön | Konulara dön |
| Sadakat.Net©İslami web hizmetleri | |
| Anasayfaya dön | Konulara dön |
| Sadakat.Net©İslami web hizmetleri | |