121. BURADA NE YAPIYORSUN
"Üç çeşit dost vardır:
Bir dost vardır; gıda gibidir. Sen onu her zaman
ararsın.
Bir dost vardır; ilaç gibidir. Lazım olduğunda
ararsın.
Bir dost daha vardır ki; hastalık gibidir. O
seni seni arar."
123.
NE GİBİDİR ?
geri iade etmiş. Bunun üzerine Padişah da o hediyeyi
bir başka alim olan Abdülmecid Sivasi'ye
göndermiş. Abdülmecid Sivasi ise Padişahın gönderdiği
hediyeyi kabul etmiş.
Bunun üzerine Padişah:
"Abdülmecid Efendi! Aziz Mahmud senin kabul ettiğin
hediyeyi kabul etmemişti," dediğinde
Abdülmecid Efendi şöyle demiş:
"Aziz Mahmud, anka kuşu gibidir. O öyle şeylere
itibar etmez ki..."
Sultan Ahmed, bu kez de Aziz Mahmud'a:
"Senin kabul etmemiş olduğun hediyeyi Abdülmecid
Sivasi kabul etti," dediğinde,
Aziz Mahmud Hüdai Hazretleri şöyle demiş:
"O deniz gibidir; içine bir damla necasetin düşmesiyle
pislenmez."
124.
ADAMA GÖRE ADAM
varmış. Kral kıyafetinden dolayı yadırgadığı
İncili Çavuş'a:
"Bana senden başka gönderecek adam bulamamışlar
mı?" diye sormu.
Bu soruya İncili Çavuş şu cevabı vermiş:
"Osmanlılar, adama göre adam gönderirler. Beni
de sana göndermelerinin sebebi bu olsa gerek."
125.
EĞER O SENİ ÖLDÜRÜRSE
Taklidi yapılan vezir bunu duyunca çok kızmış
ve:
"Ben onu öldüreyeyim de aleme ders olsun," demiş.
İncili Çavuş vezirin bu sözlerini işitince
can derdine düşmüş ve Padişaha gidip durumu anlatmış.
Padişah İncili Çavuş'a:
"Sen korkma, o seni öldüremez, eğer o seni öldürürse
ben de onu asarım," demiş.
Bunun üzerine İncili Çavuş, şöyle bir istekte
bulunmuş:
"Aman Padişahım, o beni öldürmeden önce siz onu
assanız olmaz mı?"
126.
NE DEDİĞİNİZ ANLAŞILMIYOR
Bu toplantıda Padişah ve yakın çevresi Bağdat'ı
almak fikrinde birleşmişlerdi. Ordu komutanlarından
biri ise kesinlikle savaştan vazgeçilmesini istiyordu.
Tam o esnada dışarıdan bir merkep sesi gelmeye
başladı. İşte bu anda IV. Murat, sesini yükselterek
şöyle dedi:
"Hep bir ağızdan konuşmayın, ne dediğiniz anlaşılmıyor."
127.
BİLEK VE YÜREK İŞİ
bu kalkana ne okun, ne mızrağın, ne de kılıcın
işlemediğini övünerek söylüyordu.
Sultan IV. Murad, aynı zamanda devrinin en ünlü
okçularından biriydi. Padişahın emriyle kalkanı
dışarıya çıkardırlar ve yine Padişahın emriyle
birkaç okçu kalkana ok attı; ama delemediler.
Şimdi de Padişah deneyecekti. Okunu yayını eline
alıp, nişan aldı ve:
"Ya Allah!" diyerek oku fırlattı. Sonra da elçiye
dönerek:
"Git bak bakalım elçi, ok kalkna isabet etmiş
mi?" diye sordu.
Elçi gidip kalkana bakınca onun delinmiş olduğunu
gördü ve şaşkınlığını gizlemeyerek:
"Bu nasıl bir iştir Padişahım?" diye sordu. Padişah:
"Bu bilek ve yürek işidir," cevabını verdi.
"Sakın getirdiğin kalkan önceden delik olmasın..."
128.
İMAMZADE'NİN GÜNAHLARI SENİN OLSUN
ettikten sonra ellerini havaya kaldırarak Sadrazam
ve Kazasker için de dua etmiş.
Rüşvetin had safhaya ulaştığı bugünlerde Kara
Abdullah'ın Sadrazam ve Kazasker için de dua
etmesi Padişahın dikkatini çeker ve bunun sebebini
sorduğunda Kara Abdullah'tan şu cevabı alır:
"Çocuğum hasta olduğunda denediğim hiçbir ilaç
fayda vermedi. Ben de hastalığa; 'Ey sıtma,
çocuğumu bırakmazsan şayet, Anadolu Kazaskeri
İmamzade'nin günahları senin olsun,' dedim.
Sonrasında da çocuğum hemen iyileşti."
Padişah bu kez de:
"Neden Rumeli Kazaskerinin günahlarını yollamadın?"
diye sorar. Kara Abdullah, bu soruya da
şu cevabı verir: "Ben onu böyle küçük şeylere
harcamam, çocuğumun veba olmasına saklarım."
129.
YA BOĞULURSA?
amacıyla onun yanına gelir ve şöyle der:
"Şu küstahlığa bakınız Paşam. Baldırı çıplak
Frenkler, nispet yaparcasına Padişahımızın kullandığı
iki kürekli kayığın aynısına binmişler. Üstelik
de onun kırmızı şemsiye kullanıyorlar.
Kadirşinas bir vezir nasıl olur da böyle bir
rezalete sessiz kalır?"
Sadrazam, hemen emir çavuşuna çağırarak emreder:
"Derhal denize açılarak şu gördüğümüz elçi kayığına
yaklaşıp adamların başlarından şemsiyeyi,
altlarından da kayığı çekip alın."
avuş, korku dolu gözlerle Sadrazam'a bakarak
endişeyle sorar:
"Ama paşam, ya boğulurlarsa?"
Paşa, şöyle cevap verir:
"Onu da ben düşünecek değilim ya, orasını da
yüzmeyi öğretmeyen annesi ile babası düşünsün."
130.
BUYURUN CENAZE NAMAZINA
maksadıyla bazı geceler sokaklarda dolaşıyordu.
Böyle bir gecede Edirnekapı civarında bir yerde
ışığın yandığını görüp o tarafa gider. İçeriye
girdiğinde, içilen tütünün duman ve kokusuyla karşılaşır.
Ve hemen Padişah, o yerin sahibine sorar.
"Tütün içmenin yasak olduğunu bilmez misiniz?"
Adam, Padişah'ı tanımadığı için umursamaz bir
tavırla şu cevabı verir:
"Erenler, uzun etme, haydi sen işine git."
IV. Murat daha sert bir sesle sorar:
"Padişah'ın emrine karşı gelenin sonunun ne olduğunu
hiç görmedin mi?"
Bu sorulardan şüphelenen mekan sahibi:
"İsminizi bağışlar mısınız" der. Padişah sadece:
"Murat," der. Adam yutkunarak:
"Sultanlığı da var mı bu Murat'ın?" diye sorar:
"Evet," cevabını alınca da hemen yere uzanarak
şöyle söyler: "Öyle ise buyurun cenaze namazına."
| Anasayfaya dön | Konulara dön |
| Sadakat.Net©İslami web hizmetleri | |
| Anasayfaya dön | Konulara dön |
| Sadakat.Net©İslami web hizmetleri | |