01. Bölüm - 02. Bölüm - 03. Bölüm - 04. Bölüm - 05. Bölüm - 06. Bölüm - 07. Bölüm
08. Bölüm - 09. Bölüm - 10. Bölüm - 11. Bölüm - 12. Bölüm - 13. Bölüm - 14. Bölüm
15. Bölüm - 16. Bölüm

121. BURADA  NE  YAPIYORSUN Osmanlı tarihinin en renkli simalarından biri de Mehmet Paşa'dır. Onu çekemeyenler tarafından 
"Öküz" lakabı yaygınlaştırılmıştır. Günün birinde Öksüz Mehmet Paşa'nın çadırında çok sayıda
insanın olduğu bir zamanda bir öküzün içeri bakıp böğürdüğü görülmüş. Orada bulunanlar bu
tablo karşısında gülünce Paşa, şöyle demiş:
"Biliyormusunuz, o, bana ne dedi?" Hiç kimse bir şey demeden meraklı bakışlarla Mehmed Paşaya
bakmaya devam etmişler. Paşa, şöyle sürdürmüş sözlerini:
"Bana, bu eşeklerle burada ne yapıyorsun, dedi." ***
122. KAÇ  ÇEŞİT  DOST  VAR?
"Söyler misiniz, kaç çeşit dost var?" şeklindeki soruya Şair Baki şu cevabı vermiş:

"Üç çeşit dost vardır: 
Bir dost vardır; gıda gibidir. Sen onu her zaman ararsın.
Bir dost vardır; ilaç gibidir. Lazım olduğunda ararsın.
Bir dost daha vardır ki; hastalık gibidir. O seni seni arar." ***
123. NE GİBİDİR ?
Aziz Mahmud Hüdai Hazretleri, bir gün Padişah Ahmed'in gönderdiği hediyeyi kabul etmeyip,
geri iade etmiş. Bunun üzerine Padişah da o hediyeyi bir başka alim olan Abdülmecid Sivasi'ye
göndermiş. Abdülmecid Sivasi ise Padişahın gönderdiği hediyeyi kabul etmiş.
Bunun üzerine Padişah:
"Abdülmecid Efendi! Aziz Mahmud senin kabul ettiğin hediyeyi kabul etmemişti," dediğinde
Abdülmecid Efendi şöyle demiş:
"Aziz Mahmud, anka kuşu gibidir. O öyle şeylere itibar etmez ki..."
Sultan Ahmed, bu kez de Aziz Mahmud'a:
"Senin kabul etmemiş olduğun hediyeyi Abdülmecid Sivasi kabul etti," dediğinde,
Aziz Mahmud Hüdai Hazretleri şöyle demiş:
"O deniz gibidir; içine bir damla necasetin düşmesiyle pislenmez." ***
124. ADAMA  GÖRE ADAM
Osmanlı elçisi olarak Fransa Kralı'na gönderilen İncili Çavuş'un elbisesinin bazı yerlerinde yama
varmış. Kral kıyafetinden dolayı yadırgadığı İncili Çavuş'a:
"Bana senden başka gönderecek adam bulamamışlar mı?" diye sormu.
Bu soruya İncili Çavuş şu cevabı vermiş:
"Osmanlılar, adama göre adam gönderirler. Beni de sana göndermelerinin sebebi bu olsa gerek." ***
125. EĞER  O  SENİ  ÖLDÜRÜRSE
Padişahın isteği üzerine bir gün İncili Çavuş, vezirlerden birinin taklidini yapmış.
Taklidi yapılan vezir bunu duyunca çok kızmış ve:
"Ben onu öldüreyeyim de aleme ders olsun," demiş. İncili Çavuş vezirin bu sözlerini işitince
can derdine düşmüş ve Padişaha gidip durumu anlatmış. Padişah İncili Çavuş'a:
"Sen korkma, o seni öldüremez, eğer o seni öldürürse ben de onu asarım," demiş.
Bunun üzerine İncili Çavuş, şöyle bir istekte bulunmuş:
"Aman Padişahım, o beni öldürmeden önce siz onu assanız olmaz mı?" ***
126. NE  DEDİĞİNİZ  ANLAŞILMIYOR
Padişah IV. Murat, Bağdat'ı almayı düşündüğü sıralarda devletin ileri gelenleriyle bir toplantı yaptı.
Bu toplantıda Padişah ve yakın çevresi Bağdat'ı almak fikrinde birleşmişlerdi. Ordu komutanlarından
biri ise kesinlikle savaştan vazgeçilmesini istiyordu. Tam o esnada dışarıdan bir merkep sesi gelmeye
başladı. İşte bu anda IV. Murat, sesini yükselterek şöyle dedi:
"Hep bir ağızdan konuşmayın, ne dediğiniz anlaşılmıyor." ***
127. BİLEK  VE  YÜREK  İŞİ
Günün birinde IV. Murad'a katmerli fil derisinden bir kalkan hediye edilmişti. Hediyeyi getiren kişi,
bu kalkana ne okun, ne mızrağın, ne de kılıcın işlemediğini övünerek söylüyordu.
Sultan IV. Murad, aynı zamanda devrinin en ünlü okçularından biriydi. Padişahın emriyle kalkanı
dışarıya çıkardırlar ve yine Padişahın emriyle birkaç okçu kalkana ok attı; ama delemediler.
Şimdi de Padişah deneyecekti. Okunu yayını eline alıp, nişan aldı ve:
"Ya Allah!" diyerek oku fırlattı. Sonra da elçiye dönerek:
"Git bak bakalım elçi, ok kalkna isabet etmiş mi?" diye sordu.
Elçi gidip kalkana bakınca onun delinmiş olduğunu gördü ve şaşkınlığını gizlemeyerek:
"Bu nasıl bir iştir Padişahım?" diye sordu. Padişah:
"Bu bilek ve yürek işidir," cevabını verdi.
"Sakın getirdiğin kalkan önceden delik olmasın..." ***
128. İMAMZADE'NİN GÜNAHLARI  SENİN  OLSUN
Padişah IV. Mehmed'in divanında tahsildar olarak görev yapan Kara Abdullah, bir gün işleri arz
ettikten sonra ellerini havaya kaldırarak Sadrazam ve Kazasker için de dua etmiş.
Rüşvetin had safhaya ulaştığı bugünlerde Kara  Abdullah'ın Sadrazam ve Kazasker için de dua
etmesi Padişahın dikkatini çeker ve bunun sebebini sorduğunda Kara Abdullah'tan şu cevabı alır:

"Çocuğum hasta olduğunda denediğim hiçbir ilaç fayda vermedi. Ben de hastalığa; 'Ey sıtma,
çocuğumu bırakmazsan şayet, Anadolu Kazaskeri İmamzade'nin günahları senin olsun,' dedim.
Sonrasında da çocuğum hemen iyileşti."

Padişah bu kez de:
"Neden Rumeli Kazaskerinin günahlarını yollamadın?" diye sorar. Kara Abdullah, bu soruya da
şu cevabı verir: "Ben onu böyle küçük şeylere harcamam, çocuğumun veba olmasına saklarım." ***
129. YA  BOĞULURSA?
Nezir Ağa adlı biri, Boğaz'dan geçen elçi kayığını Sadrazam Daltaban Mustafa Paşaya göstermek
amacıyla onun yanına gelir ve şöyle der:
"Şu küstahlığa bakınız Paşam. Baldırı çıplak Frenkler, nispet yaparcasına Padişahımızın kullandığı
iki kürekli kayığın aynısına binmişler. Üstelik de onun kırmızı şemsiye kullanıyorlar.
Kadirşinas bir vezir nasıl olur da böyle bir rezalete sessiz kalır?"

Sadrazam, hemen emir çavuşuna çağırarak emreder:
"Derhal denize açılarak şu gördüğümüz elçi kayığına yaklaşıp adamların başlarından şemsiyeyi,
altlarından da kayığı çekip alın."
avuş, korku dolu gözlerle Sadrazam'a bakarak endişeyle sorar:
"Ama paşam, ya boğulurlarsa?"
Paşa, şöyle cevap verir:
"Onu da ben düşünecek değilim ya, orasını da yüzmeyi öğretmeyen annesi ile babası düşünsün." ***
130. BUYURUN  CENAZE  NAMAZINA
Tütün içme yasağı koyan Padişah IV. Murat, yasağın uygulanıp uygulanmadığını kontrol etmek
maksadıyla bazı geceler sokaklarda dolaşıyordu. Böyle bir gecede Edirnekapı civarında bir yerde
ışığın yandığını görüp o tarafa gider. İçeriye girdiğinde, içilen tütünün duman ve kokusuyla karşılaşır.
Ve hemen Padişah, o yerin sahibine sorar.
"Tütün içmenin yasak olduğunu bilmez misiniz?" Adam, Padişah'ı tanımadığı için umursamaz bir
tavırla şu cevabı verir:
"Erenler, uzun etme, haydi sen işine git."
IV. Murat daha sert bir sesle sorar:
"Padişah'ın emrine karşı gelenin sonunun ne olduğunu hiç görmedin mi?"
Bu sorulardan şüphelenen mekan sahibi:
"İsminizi bağışlar mısınız" der. Padişah sadece:
"Murat," der. Adam yutkunarak:
"Sultanlığı da var mı bu Murat'ın?" diye sorar:
"Evet," cevabını alınca da hemen yere uzanarak şöyle söyler: "Öyle ise buyurun cenaze namazına."
Anasayfaya dön Konulara dön
Sadakat.Net©İslami web hizmetleri
Anasayfaya dön Konulara dön
Sadakat.Net©İslami web hizmetleri
Anasayfaya dön Konulara dön
Sadakat.Net©İslami web hizmetleri