131. SİZİN SORACAĞINIZ
"Ben şimdi seni azleder, yerine de hamallar kahyası
Ali Ağa'yı vezir yaparım," dediğinde Hekimoğlu
Ali Paşa'nın cevabı şu oldu:
"Elbette yaparsınız Padişahım, lakin o, Hammal
Ali Paşa olur, Hekimoğlu Ali Paşa olamaz."
133.
TELAŞLAR BU KADAR TUTUŞMAZDI Kİ
Kendisini bu hususta uyarmak istemişler; ama
buna kimse cesaret edememiş.
Saraydakiler uygun bir şekilde bu konuda Padişahı
uyarmayı planlıyorlarmış.
Bu sırada Padişahın Nedimi: "Ben bu işi hallederim,
siz merak etmeyin; ama bana bir hafta müsaade edin.
Eğer beni Padişahımız soracak olursa, 'Bir kaza
geçirdi, evi yanıyordu, kendisi kurtuldu kurtulmasına
ya biraz rahatsız. Birkaç güne kadar gelir,'
deyin," demiş. Ve Nedim bir hafta sonra saraya gelip
Padişahın huzuruna çıkmış. Padişah:
"Geçmiş olsun, bir kaza geçirmişsiniz, anlat
bakalım nasıl oldu?" diye sormuş.
Nedimi, planını şöyle uygulamaya koymuş:
"Refikam bir gün patlıcan kızartmaya başlamış.
Talaşları yığarak tutuşturmuş.
Talaşlar birden alev alınca hanımı bir telaş
almış ki, sormayın. Ne yapacağını bilemez olmuş.
Talaşlar yanınca bizimki telaşlanmış, bizimki
telaşlandıkça talaşlar alevlenmiş.
Neyse efendim, alev alev talaş, bizim hanımda
ise yine öylesine bir telaş ki..."
Padişah Nedimin sözünü keserek şöyle demiş:
"Canım, hanımın o kadar talaş etmeseydi, telaşlar
bu kadar tutuşmazdı ki."
134.
APTALLAR DEFTERİ
Bu çalışmadan Sadrazam Koca Ragıp Paşa'nın haberi
olunca Haşmet'e:
"Bu defterde benim de ismim var mı?" diye sormuş.
Haşmet:
"Var efendim," diye cevap verince Sadrazam şaşırmış
ve:
"Neden benim ismim var?" diye sormuş. Haşmet
bunun sebebini şöyle izah etmiş:
"Çünkü siz, geçenlerde bir adama borç para verdiniz?"
Sadrazam yine şaşkınlıkla şu soruyu sormuş:
"Ya o adam bana borcunu öderse ne olacak?" Haşmet
bu soruya da şu cevabı vermiş:
"O zaman defterden sizin adınızı siler, yerine
size borcunu ödeyenin ismini yazarım Paşam."
135.
AYNI ŞEYİ HATIRLATIYOR
"MUsiki bana, Cennet kapısı açılırken çıkan ses
gibi geliyor."
Adam, Padişahın gözüne girmek için:
"Aman Hünkarım, musiki bana da aynı şeyi hatırlatıyor,"
der.
III. Ahmet, kendisine yaranmak gayesi ile kılıktan
kılığa giren adamı şöyle diyerek susturur:
"Sana gelen Cehennem kapısı kapanırken çıkardığı
gıcırtıdır."
136.
TEBRİK EDERİM SENİ
kitapların üstünde bir karış toz, her köşeyi
örümcek ağı sarmış, her taraf pislik içerisinde.
Hemen kütüphane memurunu bulup şöyle demiş:
"Teprik ederim seni, doğrusu çok emniyetli birisin;
sana teslim edilen hiçbirşeye elini bile sürmemişsin."
137.
BEN DE YEMİN EDECEĞİM
"Kim rüşvet almadığına dair yemin edebilir?"
Orada bulunan herkes rüşvet almadıklarını söyleyerek
yemin eder. Sadrazam, Şair Haşmet'in ses çıkarmadığını
görünce ona dönerek:
"Hayırdır Haşmet. Sen herhangi bir şey söylemediğine
göre çok rüşvet almış olmalısın."
Haşmet şöyle cevap verir:
"Paşam, yalan yere yemin edenlerin çatlayacağına
dair bir inanç vardır. Ben şimdi bu efendilere
bakıyorum, şayet bunlar çatlamaz ise ben yemin
edeceğim."
138.
BU KADAR ÇOK BİLE
ziyarete giderler. KOca Ragıp Paşa, türbedarı
kızdırmak maksadıyla ona şöyle der:
"Efendi! Burada yatan kişi sıradan biri değildir.
Bu kişi gazi ve savaşcı bir vezirdir. İşte bu yüzden
sandukasına, kavuğuna, sarığına çok dikkat etmelisin."
Türbedar:
"Baş üstüne Paşam," der Sadrazam devam eder:
"Kendisi büyük adamdır. Ona ilgi gösterip, hizmetinde
kusur etmemelisin." Oruçlu türbedar iyice sinirlenir; ama susmaya devam
eder. Sadrazam konuşmasını şöyle sürdürür:
"Türbedar efendi, anladın değil mi? Merhumun kavuğunda,
sarığında toz toprak namına bir şey
bulunmamalı." Türbedar bakmış ki sadrazamın sözleri
bitecek gibi değil, aha fazla dayanamayarak
şöyle der: "Efendim, bu adam bu gece yerinden
kalkıp da yarın sabah, bayram namazına gidecek
değil ya. Bu kadar çok bile."
139.
SATIP YESENE
geçim sıkıntısı çektiğini, zor günler geçirdiğini
söylemiş. Arkadaşı Çengeloğlu'nun kendsine anlattığı
şeyler için oturup ağlamaya başlamış. Tahir Paşa,
arkadaşı ağlarken bir yandan da konuşmasını şöyle
sürdürmüş:
"Aslında çok değerli bir kılıcım var; ama bir
türlü kıyamıyorum, ne de olsa Padişahımızın armağanı.
Bir de çok süslü bir çubuk takımım var; ama o
da padişahımızın hediyesi.
Padişahımızın bir başka hediyesi ise süslü bir
kutu. Onu da elden çıkarmak istemiyorum..."
Çengeloğlu, böylesine değerli eşyalarının varlığından
bahsedince arkadaşı, sinirli bir şekilde şöyle demiş:
"Bu kadar çok malın var da beni ne diye bir saattir
ağlatıyorsun be adam. Ne duruyorsun, satıp yesene."
140. ÇOK
KATI YÜREKLİSİN
O devrin kadın şairlerinden olan Fitnat Hanım
ile aralarında bir gönül ilişkisi yaşandığı söylenir.
Bir gün Sadrazam, Fitnat Hanım'a:
"Elmasım, çok katı yüreklisiniz." der. Fitnat
Hanım hiç düşünmeden Sadrazama şöyle karşılık verir:
Katılık, elmasın yapısı gereğidir."
| Anasayfaya dön | Konulara dön |
| Sadakat.Net©İslami web hizmetleri | |
| Anasayfaya dön | Konulara dön |
| Sadakat.Net©İslami web hizmetleri | |