01. Bölüm - 02. Bölüm - 03. Bölüm - 04. Bölüm - 05. Bölüm - 06. Bölüm - 07. Bölüm
08. Bölüm - 09. Bölüm - 10. Bölüm - 11. Bölüm - 12. Bölüm - 13. Bölüm - 14. Bölüm
15. Bölüm - 16. Bölüm

131. SİZİN  SORACAĞINIZ Bir Ramazan günü III. Mustafa'nın veziri Koca Ragıp Paşa'nın konağında yapılan sohbet
esnasında Ragıp Paşa Paşa Şair Haşmet'e hitaben:
"Senin de borcun var mı Haşmet," diye sormuş ve ondan şu cevabı almış:
"Evet Efendim, var."
"Ne kadar?" diye sorunca da:
"Mahalle bakkalına bin kuruş, kasaba beş yüz kuruş..." şeklinde cevap almış. Ragıp Paşa sorusunun
anlaşılmadığını düşünerek şu açıklamayla birlikte tekrarlamış sorusunu:
"Ben onu sormuyorum, oruç borcun var mı onu soruyorum."
Şair Haşmet, bu soruyu da şöyle cevaplamış:
"Paşam oruç borcunu Allah sorar. Sizin soracağınız kul borcudur." ***
132. O, HAMAL  ALİ  PAŞA  OLUR
Hekimoğlu Ali Paşa, doğru, cesur ve iş bilen bir vezirdi. Yalnız Padişahla arası pek iyi değildi. 
Çünkü III. Osman, çevresindekilerin etkisiyle sürekli fikir değiştiriyordu. Yine bir gün Hekimoğlu
Ali Paşa, Padişahın isteğini yerine getirmemişti. Duruma kızan III. Osman, Ali Paşa'ya:

"Ben şimdi seni azleder, yerine de hamallar kahyası Ali Ağa'yı vezir yaparım," dediğinde Hekimoğlu
Ali Paşa'nın cevabı şu oldu:
"Elbette yaparsınız Padişahım, lakin o, Hammal Ali Paşa olur, Hekimoğlu Ali Paşa olamaz." ***
133. TELAŞLAR  BU KADAR  TUTUŞMAZDI  Kİ
Sultan III. Mustafa 'telaş' ile 'tealş'ı birbirine karıştırırmış. Her zaman 'talaş'a 'telaş'a da 'talaş' dermiş.
Kendisini bu hususta uyarmak istemişler; ama buna kimse cesaret edememiş.
Saraydakiler uygun bir şekilde bu konuda Padişahı uyarmayı planlıyorlarmış.
Bu sırada Padişahın Nedimi: "Ben bu işi hallederim, siz merak etmeyin; ama bana bir hafta müsaade edin.
Eğer beni Padişahımız soracak olursa, 'Bir kaza geçirdi, evi yanıyordu, kendisi kurtuldu kurtulmasına
ya biraz rahatsız. Birkaç güne kadar gelir,' deyin," demiş. Ve Nedim bir hafta sonra saraya gelip
Padişahın huzuruna çıkmış. Padişah:
"Geçmiş olsun, bir kaza geçirmişsiniz, anlat bakalım nasıl oldu?" diye sormuş.
Nedimi, planını şöyle uygulamaya koymuş:

"Refikam bir gün patlıcan kızartmaya başlamış. Talaşları yığarak tutuşturmuş.
Talaşlar birden alev alınca hanımı bir telaş almış ki, sormayın. Ne yapacağını bilemez olmuş.
Talaşlar yanınca bizimki telaşlanmış, bizimki telaşlandıkça talaşlar alevlenmiş.
Neyse efendim, alev alev talaş, bizim hanımda ise yine öylesine bir telaş ki..."

Padişah Nedimin sözünü keserek şöyle demiş:
"Canım, hanımın o kadar talaş etmeseydi, telaşlar bu kadar tutuşmazdı ki." ***
134. APTALLAR  DEFTERİ
Şair Haşmet, aptal olduklarına inandıkları adamlar için bir aptallar defteri oluşturmuş. 
Bu çalışmadan Sadrazam Koca Ragıp Paşa'nın haberi olunca Haşmet'e:

"Bu defterde benim de ismim var mı?" diye sormuş. Haşmet:
"Var efendim," diye cevap verince Sadrazam şaşırmış ve:
"Neden benim ismim var?" diye sormuş. Haşmet bunun sebebini şöyle izah etmiş:
"Çünkü siz, geçenlerde bir adama borç para verdiniz?" Sadrazam yine şaşkınlıkla şu soruyu sormuş:
"Ya o adam bana borcunu öderse ne olacak?" Haşmet bu soruya da şu cevabı vermiş:

"O zaman defterden sizin adınızı siler, yerine size borcunu ödeyenin ismini yazarım Paşam." ***
135. AYNI  ŞEYİ  HATIRLATIYOR
Padişah III. Ahmet, günün birinde yanında bulunan adamlarından birine şöyle der:
"MUsiki bana, Cennet kapısı açılırken çıkan ses gibi geliyor."
Adam, Padişahın gözüne girmek için:
"Aman Hünkarım, musiki bana da aynı şeyi hatırlatıyor," der.

III. Ahmet, kendisine yaranmak gayesi ile kılıktan kılığa giren adamı şöyle diyerek susturur:
"Sana gelen Cehennem kapısı kapanırken çıkardığı gıcırtıdır." ***
136. TEBRİK  EDERİM  SENİ
Koca Ragıp Paşa bir gün kendi adını vermiş olduğu kütüphaneye gitmiş. Bir de bakmış ki; rafların,
kitapların üstünde bir karış toz, her köşeyi örümcek ağı sarmış, her taraf pislik içerisinde.
Hemen kütüphane memurunu bulup şöyle demiş:
"Teprik ederim seni, doğrusu çok emniyetli birisin; sana teslim edilen hiçbirşeye elini bile sürmemişsin." ***
137. BEN  DE  YEMİN  EDECEĞİM
Sadrazam Koca Ragıp Paşa, bir gün meclisinde bulunanlara sorar:
"Kim rüşvet almadığına dair yemin edebilir?" Orada bulunan herkes rüşvet almadıklarını söyleyerek
yemin eder. Sadrazam, Şair Haşmet'in ses çıkarmadığını görünce ona dönerek:

"Hayırdır Haşmet. Sen herhangi bir şey söylemediğine göre çok rüşvet almış olmalısın."
Haşmet şöyle cevap verir:
"Paşam, yalan yere yemin edenlerin çatlayacağına dair bir inanç vardır. Ben şimdi bu efendilere
bakıyorum, şayet bunlar çatlamaz ise ben yemin edeceğim." ***
138. BU  KADAR  ÇOK  BİLE
Bir arife günü Sadrazam Koca Ragıp Paşa ile şair Haşmet, Sadrazam Kuyucu Murat Paşa Türbesini
ziyarete giderler. KOca Ragıp Paşa, türbedarı kızdırmak maksadıyla ona şöyle der:

"Efendi! Burada yatan kişi sıradan biri değildir. Bu kişi gazi ve savaşcı bir vezirdir. İşte bu yüzden
sandukasına, kavuğuna, sarığına çok dikkat etmelisin." Türbedar:

"Baş üstüne Paşam," der Sadrazam devam eder:
"Kendisi büyük adamdır. Ona ilgi gösterip, hizmetinde kusur etmemelisin." Oruçlu türbedar iyice sinirlenir; ama susmaya devam eder. Sadrazam konuşmasını şöyle sürdürür:

"Türbedar efendi, anladın değil mi? Merhumun kavuğunda, sarığında toz toprak namına bir şey
bulunmamalı." Türbedar bakmış ki sadrazamın sözleri bitecek gibi değil, aha fazla dayanamayarak
şöyle der: "Efendim, bu adam bu gece yerinden kalkıp da yarın sabah, bayram namazına gidecek
değil ya. Bu kadar çok bile." ***
139. SATIP  YESENE
Kaptanıderya Çengeloğlu Tahir Paşa görevinden atıldıktan sonra kendisini ziyarete gelen bir dostuna
geçim sıkıntısı çektiğini, zor günler geçirdiğini söylemiş. Arkadaşı Çengeloğlu'nun kendsine anlattığı
şeyler için oturup ağlamaya başlamış. Tahir Paşa, arkadaşı ağlarken bir yandan da konuşmasını şöyle
sürdürmüş:
"Aslında çok değerli bir kılıcım var; ama bir türlü kıyamıyorum, ne de olsa Padişahımızın armağanı.
Bir de çok süslü bir çubuk takımım var; ama o da padişahımızın hediyesi.
Padişahımızın bir başka hediyesi ise süslü bir kutu. Onu da elden çıkarmak istemiyorum..."
Çengeloğlu, böylesine değerli eşyalarının varlığından bahsedince arkadaşı, sinirli bir şekilde şöyle demiş:

"Bu kadar çok malın var da beni ne diye bir saattir ağlatıyorsun be adam. Ne duruyorsun, satıp yesene."

140. ÇOK  KATI  YÜREKLİSİN Sadrazam Koca Ragıp Paşa aynı zamanda bir divan şairidir.
O devrin kadın şairlerinden olan Fitnat Hanım ile aralarında bir gönül ilişkisi yaşandığı söylenir.
Bir gün Sadrazam, Fitnat Hanım'a:
"Elmasım, çok katı yüreklisiniz." der. Fitnat Hanım hiç düşünmeden Sadrazama şöyle karşılık verir:
Katılık, elmasın yapısı gereğidir." ***

Anasayfaya dön Konulara dön
Sadakat.Net©İslami web hizmetleri
Anasayfaya dön Konulara dön
Sadakat.Net©İslami web hizmetleri
Anasayfaya dön Konulara dön
Sadakat.Net©İslami web hizmetleri