01. Bölüm - 02. Bölüm - 03. Bölüm - 04. Bölüm - 05. Bölüm - 06. Bölüm - 07. Bölüm
08. Bölüm - 09. Bölüm - 10. Bölüm - 11. Bölüm - 12. Bölüm - 13. Bölüm - 14. Bölüm
15. Bölüm - 16. bölüm

151. BEN  DAHA  ÇOK  İFTİHAR  EDERDİM Çarlık idaresi tarafından yakalanıp esir edilen Şeyh Şamil'e Çar II. Aleksandır:
"Sizin gibi büyük bir insanı misafirim görmekle iftihar ediyorum," dediğinde Şeyh Şamil'den
şu cevabı almış: "Siz benim misafirim olsaydınız, ben daha çok iftihar ederdim." ***
152. BIRAKIN  ÖYLE  KALSIN
Kafkas Kartalı Şeyh Şamil, esir olduğu sıralarda, Ruslardan namaz kılmak için kendisine bir yer
göstermelerini ister. Bu isteği üzerine onu sarayın kilisesine götürürler. Kilisede Şeyh Şamil namaz
hazırlığı yaparken, Ruslar da onun rahat etmesi için kilisedeki putu örtmeye çalışırlar. Bunu gören
Şeyh Şamil hemen onlara:
"Bırakın öyle kalsın," der. Sonra da şöyle sürdürür sözlerini:
"Şamil'in esarette ve burada namaz kıldığına mahşerde o da şehadet etsin." ***
153. İYİLİK  GÖZÜ  VERİLMEDİĞİNDEN 
Mısırlı Mustafa Fazıl Paşa, Mısır hidivliğini alamadığı için Sultan Abdülaziz'e oldukça kızgındı.
Henüz Paris'e kaçıp Padişah aleyhine propagandalara girişmemişti... Şu an anda Padişah'ın yanında
kalıp çevresini kötüleyerek sonuç alma düşüncesindeydi. Bir gün Padişah'a Keçecizade Fuad Paşa'yı
kötüledi. Bu duruma Padişah fena halde sinirlenmişti. Bir sebeple Mustafa Fazıl Paşa'yı huzurundan
çıkarttı. Kendisi hakkında Mustafa Fazıl Paşa'nın neler anlattığını söyledi. Bunun üzerine Fuad Paşaya:

"Ne düşünüyorsun?" diye sordu. Fuad Paşa tarih sahnesinde hazır cevaplılığı ile şöhret bulmuş ender
isimlerden birisiydi. Gülümseyerek Padişah'a şöyle dedi:
"Cenab-ı Hak bir insana iki göz vermiştir Padişahım. bu gözlerden biri yi şeyleri öteki de kötü şeyleri
görür. Mustafa Paşa'ya iyilik gözü verilmediğinden, o her gördüğü şeyi kötü görmektedir." ***
154. KAHVE  İÇME  BAHANESİ
Sadrazam Ahmet Vefik Paşa, Adalet Bakanı iken borcunu ödemeyen bir adamı kahve içme
bahanesiyle dairesine çağırmış. Adam içeride oturup kahvesini yudumlarken Paşa, onun kapıda duran
atını sattırıp borcunu ödetmiş. Sonra da borçlu şahsa şöyle demiş:
"Borlu olarak at üstünde gitmektense, borçsuz olarak yürümek daha iyidir." ***
155. EFENDİMİZİN  HİDDETİ
Padişah Abdülaziz, günün birinde Kazasker Mustafa İzzet'e çok kızdığı için onu meclisinden
uzaklaştırmış. Kazasker buna çok üzülmüş tabii. Bir müddet sonra da Cuma günleri Ayasofya Camiinde
hutbe okumaya başlamış. Bir Cuma günü Padişah Abdülaziz, Cuma namazı kılmak için Ayasofya 
Camiine geldiğinde hutbe okuyanın kim olduğunu hemen tanımış. Sonra Kazaskeri yanına çağırıp, 
üzerindeki elbiseyi göstererek:
"İzzet, bu ne hal?" diye sormuş. Kazasker Mustafa İzzet, Padişahın kendisini affettiğini söylemesinden
önce bir derviş gibi eğilmiş sonra da şöyle demiş:
"Efendimin hiddeti, derviş etti İzzet'i." ***
156. BİR  ÖRNEKLE  AÇIKLAYAYIM 
Padişah Abdülazizi, Sadrazam Keçecizade Fuat Paşaya sormuş:
"Ali ve Rüştü Paşalarla senin aranda nasıl bir fark var?"
Fuat Paşa, hemen cevaplandırmış soruyu:
"Bu farkı bir örnekle açıklayayım efendim. Yeni bir köprü yapılmış olsa üzerinden ben düşünmeden
geçerim. Ali Paşa, köprünün ne kadar sağlam olduğunu inceledikten sonra geçer.
Rüştü Paşa ise köprüden bir alay asker geçirdikten sonra geçer." ***
157. BİRAZCIK  İNSAF  EDİN 
Sadrazam Keçecizade Fuat Paşaya, Ermeniler arasında bir sorun olduğu bildirilmiş. İstanbul'da ölen
zengin bir Ermeniye sahip çıkmak için Katolik Ermeniler ile Gregoriyen Ermeniler arasında olay çıkmış.
Her iki taraf da sözkonusu Ermeninin kendilerine verilmesini istiyormuş. Sadrazam ilk önce Katolik
Ermenileri dinlemiş sonra da:
"Ölen zengin Ermeninin Katolik olarak öldüğünde emin misiniz?" diye sormuş.
Ermeniler hep birden:
"Evet," demişler.
Sadrazam, sonra da şöyle sormuş:
"Demek kiölenin ruhuna siz sahip çıkıyorsunuz?"
Katolik Ermeniler yine hep birlikte:
"Evet," demişler.
Fuat Paşa, daha sonra şöyle sonuçlandırmış:
"O halde birazcık insaf edin de; hiç değilse cesedi Gregoriyenler alsın." ***
158. İFTİRA  ETMİŞLER
II. Abdülhamid, Edirne Valisi İzzet Paşayı çok severmiş. Baba yadigarı olması dolayısıyla da onunla özel
ilgilenip sık sık hatırını sorarmış. Yine bir gün huzuruna çağırıp halini hatırını sorduktan sonra şunu sormuş:
"İzzet Paşa, bana senin herkese 'teres' diyerek hakarette bulunduğunu söylediler. Bu doğru mu?"
İzzet Paşa kendisini ispiyonlayanlara sinirlenip bir an boş bulunarak, II. Abdülhamid'e şöyle cevap
vermiş: "Söylediğinizin aslı yoktur efendim, teresler bana iftira etmişler." ***
159. SEN  SAĞ  OL  PAŞAM
II. Abdülhamid'in sadrazamlarından olan Cevad Paşa ile Sarraf Hayimaçı bir araya gelmişler.
Cevad Paşa Sarrafa takılmak için:
"Nasılsın, şeytanın sol bacağı," demiş. Sarraf Hayimaçı şöyle cevaplandırmış bu soruyu:
"Sen sağ ol paşam." ***
160. SEN   ZURNA  ÇALMASINI  BİLİR  MİSİN?
II. Abdülhamid zamanında Münasebetsiz Mehmed Efendi adıyla anılan biri varmış. Bu şahsın ünü Sultan
Abdülhamid'e kadar ulaşmış. Padişah 'niye bu insana münasebetsiz diyorlar,' diye düşünmüş ve onu bir
iftar yemeğine davet edip onunla tanışmak, sohbet etmek istemiş. "Böylelikle belki de ona niye 
münasebetsiz dediklerini öğrenebilirim," diye düşünmüş. Ve hemen adamlarından böyle bir organize
yapmalarını istemiş. Emir derhal yerine getirilmiş.... İftar sofrası kurulmuş, davetliler gelip sofrada
yerlerini almış. Münasebetsiz Mehmet Efendi denilen şahıs da davete icabet etmiş ve gösterilen yere
oturmuş. Vakit girince hep birlikte oruçlarını açmışlar, namazlarını kılmışlar.

Sonra da sohbet meclisi kurulmuş. Padişah da aralarında olduğu için bir ara özellikle herkes 
Osmanlılardan, Osmanlı Sultanlarından, onların başarılarından konuşmaya başlamış. Bu konu üzerine 
sohbet öylesine koyulaşmış ki, herkes öyle aşka şevke gelmiş ki; sohbetin tadına denilecek hiçbir şey
yokmuş. Bu arada Münesebetsiz Mehmed Efendi, Sultan Hamit Hazretlerine:
"Hamit Efendi! Sen zurna çalmasını bilir misin?" diye sormuş. Bu soruyu duyan herkes 'böyle bir sorunun
konuyla ne alakasıvar' gibilerinden birbirlerini bakmışlar. derken Sultan Hamit Hazretleri sorulan bu
soruya:
"Hayır, ben zurna çalmasını bilmem," diye cevap verince Mehmed Efendi az önce münasebetsiz
söylenen sözü gölgede bırakacak şu sözü söylemiş: "Bizim çocuk da bilme de onun için sordum." ***

Anasayfaya dön Konulara dön
Sadakat.Net©İslami web hizmetleri
Anasayfaya dön Konulara dön
Sadakat.Net©İslami web hizmetleri
Anasayfaya dön Konulara dön
Sadakat.Net©İslami web hizmetleri