41. SÖYLE EY NEFİS
Abdullah bin Revaha (r.a.) yaralıydı; arkadaşı
Cafer'in (r.a.) şehid edildiğini öğrenince bulunduğu
yerden ayağa kalktı, atına bindi ve tekrar çarpışmaya
başladı. Dışarıdaki düşmanların yanısıra
içindeki düşmanla da aynı anda savaş ediyordu.
İçindeki düşman bir ara ona:
"Dön geri... Dünyayı sen mi düzelteceksin? Bak
arkadaşlarının öldüğü gibi az sonra sen de öleceksin.
Oysa Medine'de seni ömür boyu mutlu edecek hurma
bahçelerin var. Bununla birlikte seni bekleyen
bir ailen var. Sana hizmet eden kölelerin var..."
Abdullah bin Revaha (r.a.8, içindeki düşmana şöyle diyerek mağlup etti.
"Eşini mi düşünüyorsun? O zaman bil ki; ben onu
boşadım. Artık onu düşünemezsin. Köleler mi?
Haberin olsun ben onların hepsini azad ettim.
Medine'de bulunan bağ ve hurmalıklara gelince,
onların hepsini Resul-ü Ekrem'e hediye ettim.
Söyle ey nefis, başka diyeceğin bir şey kaldı mı?"
42. GERİSİNİ
ANLAYIN ARTIK
Bu hususta O mükemmel komutan şöyle söylemiş:
"Ben bu konuda son derece acizim." Soruyu soranlar
ısrar edince de şöyle demiş:
"Gönderilen gönderenin şanına layık olur. Onu
(a.s.m.) gönderen Allah (c.c.) olduğuna göre
gerisini anlayın artık."
43. OYUNUMUZU
TAMAMLAYALIM
"Efendim, ulu bir kişi geldi, sizinle görüşmek
istiyor," demiş. Hemen satrancı saklamışlar
ve söz konusu kişyi içeriye davet etmişler. Gelen
şahsın başında büyük bir sarık varmış.
Sakalı uzun olan bu şahıs, ilk görünüşte takva
sahibi biri itibaını veriyormuş.
Az sonra da şöyle demiş:
"Ben savaştan geliyorum, sizi de bir ziyaret edeyim
dedim." Velid,
şu soruyla başlatmış aralarındaki sohbeti:
"Kur'an-ı Kerim'i ezbere biliyor musun?"
"Hayır."
"Ezberinizde hadis-i şerif var mı?"
"Hayır,"
"Peki herhangi bir bilginin bilgilerinden, herhangi
bir şairin şiirinden ezberlediğiniz var mı?"
"O konularla hiç ilgilenmedim."
"Hikmetli bir söz veya olay bilir misiniz?" sorusuna
ise:
"Bunlara karşı herhangi bir ilgim olmadı," cevabını
vermiş misafir olarak gelen kişi.
Velid, sorduğu sorulara aldığı bu cevaplardan
sonra Abdullah'a şöyle demiş:
"Abdullah, getir satrancı, biz oyunumuzu tamamlayalım.
Yanımızda utanılacak birisi yok."
44. EVİMİ
DEĞİL KOMŞUMU SATTIM
Bu yüzden evini değiştirmeye karar vermiş ve
evini satıp başka bir yerden ev almış.
Onun evini sattığını duyanlardan biri:
"Yazık oldu," demiş. éevini satmışsın." O ise şöyle karşılık vermiş:
"Hayır, ben evimi değil, komşumu sattım. Evimi
satmış olsaydım şimdi evsiz kalmıştım.
Lâkin komşumu sattığım için şimdi komşumdan uzakta
ve huzur içerisindeyim."
45. SANA
İSTEDİĞİN VERİLDİ
karıştırdıkları gibi onu da cimrilikle itham
etmişler. Ebu'l-Esved (r.a.), bir akşam eve dönerken
yolunun üstündeki bir dilenci:
"Allah rızası için karnımı doyuracak kadar ekmek
parası verin," demiş. Ebu'l-Esved (r.a.),
dilenciyi evine getirmiş, karnını bir güzel doyurmuş.
Bir müddet sonra dilenci,
başka birilerinden de bir şeyler almak amacıyla
hazırlanıp gideceği sırada,
Ebu'l-Esved (r.a.) onun kolundan tutup şöyle
demiş:
"Otur şuraya. Bu alşam sana istediğin verildi.
Şimdi dışarıçıkıp, başka insanları huzursuz etmeye,
onların merhametini istismar etmeye hakkın yok.
Bu gece şu yatakta yatarsın."
46. BU
NASIL HAYIRLI DUA
Derviş de hemen ellerini açıp şöyle dua etmiş:
"Bu adamın canını al yâ Rabbi." Haccâc şaşırmış
tabii. Sonra da hemen sormuş:
"Bu nasıl hayırlı dua?" Derviş, bu soruya
şu cevabı vermiş:
"Bu, hem senin için hem de bizim için hayırlı
duadır."
47. NEDEN
ÖLÜMÜ SEVMİYORUZ
"Biz neden ölümü sevmiyoruz?" diye sormuş. Ebu
Hâzim, şöyle cevap vermiş:
"Çünkü siz bütün yatırımınızı bu dünyaya yapıp,
ahiretinizi harap ettiniz.
İnsan elbette yatırım yaptığı bir yerden, harap
ettiği bir yere gitmek istemez."
48. SANA
ŞER OLARAK YETER
asla sevmezdi. Halife olduktan sonra tayin ettiği
bir memurun daha önce Haccâc-ı Zâlim tarafından
da memur olarak atandığını öğrenince onu görevden
almıştı.
Memur kendine aynıgörevinverilmesi için kendisini
savunmak amacıyla halife Ömer bin Abdülaziz'in
yanına gelip: "Ben Haccâc ile çok kısa
bir zaman görev yapmıştım," deyince adını tarihe altın harflerle
yazdıran halifeden şu cevabı almıştı:
"Zalim bir adamla yaptığın bir günlük dostluk
dahi, sana şer olarak yeter..."
49. NEDEN
BURNUNUZU KAPADINIZ?
Halife miskin kokusunu alır almaz hemen burnunu
kapadı. Yanında bulunanlar halifeye:
"Neden burnunuzu kapadınız?" diye sorduklarında
ondan şöyle bir cevap aldılar:
"Millete ait, hakkım olmayan bir kokuyu koklamaktan
Allah'a sığınırım."
50. ONA
İSYANDAN SAKINIRIM
"Bak hanım! Ben artık kendisi sadece ev halkıyla
ilgilenecek olan Ömer değilim.
Üzerime yüklenen büyük görevler sizlerle yeterince
ilgilenmeme mânidir.
Bunun için dünya zevki istersen, babanın evine
dönebilirsin. Yok, bu hâlime razı olup benimle kalmak
istersen üzerindeki ziynetleri çıkarıp Beytü'l-Mal'e
(devlet hazinesine) vermen gerekir.
Bunca fakir Müslümanlar zor durumda kıvranırken
Müslümanların halifesinin hanımı boynunda
kıymetli ziynetlerle dolaşamaz..." Fatıma Sultan,
eşi Ömer bin Abdülaziz'in bu sözlerini purdikkat
dinledikten sonra, hiç tereddüt etmeden ziynetlerini
çıkarıp devlet hazinesine göndermişti.
O bu davranışıyla Ömer bin Abdülaziz'e (r.a.)
yakışır bir zevce olma özelliğini de göstermişti.
Bu olayın üzerinden yıllar geçip, halife Ömer
bin Abdülaziz (r.a.) vefat edince onun yerine geçen
Yezid bin Abdülmelik, Fatıma Sultan'ın ziynetlerini
Beytü'l-Mal'den getirtip Fatıma Sultan'a takdim
ederek şöyle demişti:
"Ben bu ziynetleri senin gönülden razı olarak
vermediğini düşünüyorum.
Şimdi bu ziynetlerin hepsini geri alabilirsin,"
dediğinde, Fatıma Sultan'ın şu cevabıyla karşılaşmıştı:
"Vallahi, kabul etmem. Ben kocam Ömer'e sağlığında
itaat ettiğim gibi, vefatından sonra da aynı
şekilde itaata devam eder, ona isyandan sakınırım..."
| Anasayfaya dön | Konulara dön |
| Sadakat.Net©İslami web hizmetleri | |
| Anasayfaya dön | Konulara dön |
| Sadakat.Net©İslami web hizmetleri | |