01. Bölüm - 02. Bölüm - 03. Bölüm - 04. Bölüm - 05. Bölüm - 06. Bölüm - 07. Bölüm
08. Bölüm - 09. Bölüm - 10. Bölüm - 11. Bölüm - 12. Bölüm - 13. Bölüm - 14. Bölüm
15. Bölüm - 16. Bölüm

41. SÖYLE  EY  NEFİS Şam yakınlarında Müte'de hicretin 8. yılında on bin kişilik İslam Ordusu ile yüz bin kişilik 
Haçlı Ordusu karşı karşıya geldiler. Savaş başlamıştı ve şiddetli bir şekilde devam ediyordu...

Abdullah bin Revaha (r.a.) yaralıydı; arkadaşı Cafer'in (r.a.) şehid edildiğini öğrenince bulunduğu
yerden ayağa kalktı, atına bindi ve tekrar çarpışmaya başladı. Dışarıdaki düşmanların yanısıra 
içindeki düşmanla da aynı anda savaş ediyordu. İçindeki düşman bir ara ona:

"Dön geri... Dünyayı sen mi düzelteceksin? Bak arkadaşlarının öldüğü gibi az sonra sen de öleceksin.
Oysa Medine'de seni ömür boyu mutlu edecek hurma bahçelerin var. Bununla birlikte seni bekleyen
bir ailen var. Sana hizmet eden kölelerin var..."

Abdullah bin Revaha (r.a.8, içindeki düşmana şöyle diyerek mağlup etti.

"Eşini mi düşünüyorsun? O zaman bil ki; ben onu boşadım. Artık onu düşünemezsin. Köleler mi?
Haberin olsun ben onların hepsini azad ettim. Medine'de bulunan bağ ve hurmalıklara gelince,
onların hepsini Resul-ü Ekrem'e hediye ettim. Söyle ey nefis, başka diyeceğin bir şey kaldı mı?"  ***
42. GERİSİNİ  ANLAYIN  ARTIK
Halid b. Velid'den (r.a.) Peygamber Efendimizi anlatmasını istemişler. 
Bu hususta O mükemmel komutan şöyle söylemiş:
"Ben bu konuda son derece acizim." Soruyu soranlar ısrar edince de şöyle demiş:
"Gönderilen gönderenin şanına layık olur. Onu (a.s.m.) gönderen Allah (c.c.) olduğuna göre
gerisini anlayın artık." ***
43. OYUNUMUZU  TAMAMLAYALIM
Mervani Meliklerinden Velid, Abdullah ile satranç oynadığı bir sırada kapıcı gelip:
"Efendim, ulu bir kişi geldi, sizinle görüşmek istiyor," demiş. Hemen satrancı saklamışlar
ve söz konusu kişyi içeriye davet etmişler. Gelen şahsın başında büyük bir sarık varmış.
Sakalı uzun olan bu şahıs, ilk görünüşte takva sahibi biri itibaını veriyormuş. 
Az sonra da şöyle demiş:

"Ben savaştan geliyorum, sizi de bir ziyaret edeyim dedim." Velid, 
şu soruyla başlatmış aralarındaki sohbeti:
"Kur'an-ı Kerim'i ezbere biliyor musun?"
"Hayır."
"Ezberinizde hadis-i şerif var mı?"
"Hayır,"
"Peki herhangi bir bilginin bilgilerinden, herhangi bir şairin şiirinden ezberlediğiniz var mı?"
"O konularla hiç ilgilenmedim."
"Hikmetli bir söz veya olay bilir misiniz?" sorusuna ise:

"Bunlara karşı herhangi bir ilgim olmadı," cevabını vermiş misafir olarak gelen kişi.
Velid, sorduğu sorulara aldığı bu cevaplardan sonra Abdullah'a şöyle demiş:

"Abdullah, getir satrancı, biz oyunumuzu tamamlayalım. Yanımızda utanılacak birisi yok." ***
44. EVİMİ  DEĞİL  KOMŞUMU  SATTIM
Büyük Kur'an hizmetkârı Ebu'l-Esved (r.a.) komşularından memnun değilmiş.
Bu yüzden evini değiştirmeye karar vermiş ve evini satıp başka bir yerden ev almış.
Onun evini sattığını duyanlardan biri:

"Yazık oldu," demiş. éevini satmışsın." O ise şöyle karşılık vermiş:

"Hayır, ben evimi değil, komşumu sattım. Evimi satmış olsaydım şimdi evsiz kalmıştım.
Lâkin komşumu sattığım için şimdi komşumdan uzakta ve huzur içerisindeyim." ***
45. SANA  İSTEDİĞİN  VERİLDİ
Ebu'l-Esved (r.a.), israfı sevmeyen birisiymiş. Bazıları onun bu yöndeki tutumunu cimrilikle
karıştırdıkları gibi onu da cimrilikle itham etmişler. Ebu'l-Esved (r.a.), bir akşam eve dönerken
yolunun üstündeki bir dilenci:

"Allah rızası için karnımı doyuracak kadar ekmek parası verin," demiş. Ebu'l-Esved (r.a.),
dilenciyi evine getirmiş, karnını bir güzel doyurmuş. Bir müddet sonra dilenci, 
başka birilerinden de bir şeyler almak amacıyla hazırlanıp gideceği sırada, 
Ebu'l-Esved (r.a.) onun kolundan tutup şöyle demiş:

"Otur şuraya. Bu alşam sana istediğin verildi. Şimdi dışarıçıkıp, başka insanları huzursuz etmeye,
onların merhametini istismar etmeye hakkın yok. Bu gece şu yatakta yatarsın." ***
46. BU  NASIL  HAYIRLI  DUA
Haccâc-ı Zalim, bir dervişe:  "Hakkımızda hayırlı bir dua yapın," demiş.
Derviş de hemen ellerini açıp şöyle dua etmiş:

"Bu adamın canını al yâ Rabbi."  Haccâc şaşırmış tabii. Sonra da hemen sormuş:
"Bu nasıl hayırlı dua?"  Derviş, bu soruya şu cevabı vermiş:
"Bu, hem senin için hem de bizim için hayırlı duadır." ***
47. NEDEN  ÖLÜMÜ  SEVMİYORUZ
Emevi halifesi Süleyman bin Abdülmelik, İslam büyüklerinden olan Ebu Hâzim'e:
"Biz neden ölümü sevmiyoruz?" diye sormuş. Ebu Hâzim, şöyle cevap vermiş:

"Çünkü siz bütün yatırımınızı bu dünyaya yapıp, ahiretinizi harap ettiniz.
İnsan elbette yatırım yaptığı bir yerden, harap ettiği bir yere gitmek istemez." ***
48. SANA  ŞER  OLARAK  YETER
Ömer b. Abdülaziz (r.a.), son derece âdildi. Zulümden nefret eder, zâlimi ve zâlime yardımcı olanı
asla sevmezdi. Halife olduktan sonra tayin ettiği bir memurun daha önce Haccâc-ı Zâlim tarafından
da memur olarak atandığını öğrenince onu görevden almıştı.

Memur kendine aynıgörevinverilmesi için kendisini savunmak amacıyla halife Ömer bin Abdülaziz'in
yanına gelip:  "Ben Haccâc ile çok kısa bir zaman görev yapmıştım," deyince adını tarihe altın harflerle
yazdıran halifeden şu cevabı almıştı:
"Zalim bir adamla yaptığın bir günlük dostluk dahi, sana şer olarak yeter..." ***
49. NEDEN  BURNUNUZU  KAPADINIZ?
Halife Ömer bin Abdülaziz'e (r.a.) gösterilmek amacıyla hzineden misk getirilmişti. 
Halife miskin kokusunu alır almaz hemen burnunu kapadı. Yanında bulunanlar halifeye:

"Neden burnunuzu kapadınız?" diye sorduklarında ondan şöyle bir cevap aldılar:
"Millete ait, hakkım olmayan bir kokuyu koklamaktan Allah'a sığınırım." ***
50. ONA  İSYANDAN  SAKINIRIM
Ömer bin. Abdülaziz (r.a.) halife olduktan sonra, hanımı Fatıma Sultan'a şöyle bir teklif yaptı:
"Bak hanım! Ben artık kendisi sadece ev halkıyla ilgilenecek olan Ömer değilim.
Üzerime yüklenen büyük görevler sizlerle yeterince ilgilenmeme mânidir.
Bunun için dünya zevki istersen, babanın evine dönebilirsin. Yok, bu hâlime razı olup benimle kalmak
istersen üzerindeki ziynetleri çıkarıp Beytü'l-Mal'e (devlet hazinesine) vermen gerekir.
Bunca fakir Müslümanlar zor durumda kıvranırken Müslümanların halifesinin hanımı boynunda
kıymetli ziynetlerle dolaşamaz..." Fatıma Sultan, eşi Ömer bin Abdülaziz'in bu sözlerini purdikkat
dinledikten sonra, hiç tereddüt etmeden ziynetlerini çıkarıp devlet hazinesine göndermişti.

O bu davranışıyla Ömer bin Abdülaziz'e (r.a.) yakışır bir zevce olma özelliğini de göstermişti.
Bu olayın üzerinden yıllar geçip, halife Ömer bin Abdülaziz (r.a.) vefat edince onun yerine geçen
Yezid bin Abdülmelik, Fatıma Sultan'ın ziynetlerini Beytü'l-Mal'den getirtip Fatıma Sultan'a takdim
ederek şöyle demişti:

"Ben bu ziynetleri senin gönülden razı olarak vermediğini düşünüyorum.
Şimdi bu ziynetlerin hepsini geri alabilirsin," dediğinde, Fatıma Sultan'ın şu cevabıyla karşılaşmıştı:
"Vallahi, kabul etmem. Ben kocam Ömer'e sağlığında itaat ettiğim gibi, vefatından sonra da aynı
şekilde itaata devam eder, ona isyandan sakınırım..."
Anasayfaya dön Konulara dön
Sadakat.Net©İslami web hizmetleri
Anasayfaya dön Konulara dön
Sadakat.Net©İslami web hizmetleri
Anasayfaya dön Konulara dön
Sadakat.Net©İslami web hizmetleri