01. Bölüm - 02. Bölüm - 03. Bölüm - 04. Bölüm - 05. Bölüm - 06. Bölüm - 07. Bölüm
08. Bölüm - 09. Bölüm - 10. Bölüm - 11. Bölüm - 12. Bölüm - 13. Bölüm - 14. Bölüm
15. Bölüm - 16. Bölüm

51. BU  HARAP  EVDE  Mİ  OTURUYORSUNUZ? Halife Abdülaziz'in (r.a.) evine Iraklı fakir bir kadın çocuklarıyla birlikte misafir olarak gelmişti.
Bu kadının amacı halifeden yardım istemekti. Halife'nin evinin içinde doğru dürüst eşya 
göremeyince çok şaşırmış ve halifenin eşi Fatıma Sultan'a:

"Siz bu harap evde mi oturuyorsunuz?" diye sormuştu. Fatıma Sultan'ın cevabı şu oldu:

"Evet, biz bu harap evde oturuyoruz. Yalnız bizim böyle bir evde oturmamız sizlerin 
mâmurelerde yaşamanız içindir..." ***
52. SADE  YAŞAMANIZIN  SEBEBİ
Ömer bin Abdülaziz'in (r.a.) zühd ve takvasını cimrilikle karıştıran bir kısım insanlar:
"Ey mü'minlerin halifesi! Siz bütün imkânları elinde bulunduran bir halifesiniz. İsterseniz,
istediğiniz gibi giyinir, istediğiniz gibi de kuşanabilirsiniz. Hal böyle iken siz böyle yaşamıyorsunuz.
Böylesine sade yaşamanızın sebebi nedir?" diye sorduklarında Halife Ömer bin Abdülaziz'den şu
cevabı almışlar:
"İktisadın efdali, varlık zamanında olandır, affın efdali de, ceza vermeye muktedir iken yapılandır." ***
53. RÜŞVET  YERİNE  GEÇER
Ömer bin Abdülaziz'i (r.a.) ziyarete gelen biri, yanında ona yenmesi için bir elma getirmişti.
Bu küçük hediyesini kabul etmesi için de ısrar ediyordu. Halife, bu ısrara rağmen hediyeyi
alamayacağını vurgulamaktaydı. Bir ara misafir, halifeye:

"Peygamberimiz bile hediyeyi kabul ederdi,"  deyince, Halife bunun üzerine misafirine şöyle dedi:

"Evet, Peygamberimize verilen elbetteki hediye idi. Yalnız, bize verilenler rüşvet yerine geçer." ***
54. BEN  ÖLÜMDEN  KORKUYORUM
Ölümden korkan biri, Hasan Basri'ye (r.a.):
"Ben ölümden korkuyorum," dediğinde ondan şu cevabı almış: "Aslında sen malını geride bıraktığın
için korkuyorsun; malını ileriye göndermiş olsaydın peşinden gitmeyi isterdin." ***
55. EN  BECERİKSİZ  İNSAN
Halid bin Safvan'a:  "En aciz, en beceriksiz insan kimdir?" diye sormuşlar. 
O da bu soruya şu cevabı vermiş:  "En aciz, en beceriksiz insan; dost aramayandır.
Ondan daha acizi, daha beceriksizi ise, bulduğu dostu kaybedendir." ***
56. İŞTEN  BİLE  DEĞİL
Ömer bin Abdülaziz Hazretleri, halife olduğu zaman, kendisini ziyarete gelenler arasında
Hicaz heyeti de vatmış. Bu heyette bulunan bir genç o heyet adına söz söylemek isteyince,
Ömer nin Abdülaziz (r.a.):

"Senden büyükler dururken senin söz söylemen uygun olur mu?" diye sormuş.
Genç, şöyle cevaplandırmış halifenin sorusunu:

"İnsan iki küçük uzvuyla insandır: Kalbi ve dili. Allah'ın kendisine açık bir dil,
temiz bir kalp verdiği kimse söylemez de kim söyler? Söylemekve öne geçmek hakkı yaşlıların
olmuş olsaydı, sizin yerinize o tahta oturacak birçok yaşlı bulmakişten bile değildi." ***
57. DEVELERİMİ  KALBİME  BAĞLAMAM  Kİ
Biri İmam-ı Azam'a gelerek:  "Yâ İmam, ben namazlarımı huşu içerisinde kılamıyorum.
Namazda iken develerimi otlatıyor, onlarla ilgileniyorum. Oysa siz benden daha zenginsiniz.
Peki siz ibadet zevkine nasıl erişiyor, ibadetlerinizi huşu içerisinde nasıl yapıyorsunuz?" diye sormuş.

İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretleri şöyle cevap vermişler:
"Ben develerimi kalbime bağlamam ki; ahıra bağlarım..." ***
58. SONUNU  KENDİ  HAZIRLIYOR
İmam-ı Azam'ın torunu dedesine ait hatıraları naklederken şöyle çok enteresan
bir hadiseyi de anlatıyor:  "Bizim bir koşumuz vardı. Edepsiz bir rafizi olan komşumuz iki tane de
katır edinmişti. Bu katırlardan birine 'Ömer,' diğerine de 'Ebu Bekir,' ismini vermişti.
O, katırların yanına varınca; "Ömer, şöyle yap, Ebu Bekir, böyle dur,' şeklinde konuşur,
sıkıştığı zaman da te'villi sözlerle kendini kurtarırdı...
Bunları duyunca biz son derece üzülürdük, dedem ise:

"Siz bu adama karışmayın, bu sonunu kendisi hazırlıyor," der, böylelikle hem kendini, hem de bizleri
sakinleştirdi. Biz bu şekilde sabırla beklerken bir sabah erkenden bir haber geldi.
Gelen haberde şöyle deniliyordu:

"Gidin bakın, onu 'Ömer' öldürmüştür,"  dedi. Biz de gidip baktık gerçekten Ömer ismini verdiği
katır öldürmüştü onu. Bu haberi de dedeme ulaştırınca o şöyle dedi:

"Ömer'le uğraşılmaz, onun, mukabelesi peşin ve sert olur!" ***
59. GÖZLERİNİZ  NE  ZAMAN  KÖR  OLDU?
İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretleri bir gün hamama gitmişti. Hamamda yıkanırken bir ara
peştemalını tam örtmemiş, tesettürüne riayet etmeyen birinin hamama geldiğini görür görmez
gözlerini kapatmıştı. Bir yandan da yıkanan İmam-ı Azam Hazretleri, bir ara su tasını kaybetti.
El yordamıyla onun su tasını aradığını gören tesettürüne tam riayet etmeyen şahıs,
tası bulup kendisine vererek şöyle dedi:

"Yâ İmam! Söyler misiniz, sizin gözleriniz ne zaman kör oldu? Şimdiye kadar böyle bir durum
söz konusu değildi." Ebu Hanife Hazretleri ise şu cevabı verdi:

"Senin bu tesettürsüzlüğünü gördüğüm andan itibaren gözlerim kör oldu.
Şayet sen tesettürüne dikkat eder, kendine çeki düzen verirsen gözlerim yine eskisi gibi görebilecek,
böylece ben de tasımı, tarağımı aramaktan kurtulmuş olacağım."
Bunun üzerine o şahıs örtülmesi gerekli olan kısımları tamamen kapattı.
Az sonra da İmam, gözlerini açtı ve şöyle dedi.

"Şükürler olsun, gözlerim açıldı. Bir daha da tesettürsüz gelmez inşaallah." ***
60. HAKKINI  HELAL  ET
İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretleri bir gün yolda giderken karşıdan gelen bir adamın yolunu
değiştirerek karşı tarafa geçtiğini görünce sormuş:

"Beni görünce neden yolunu değiştirdin?" Soruya muhatap olan şahıs utana sıkıla:

"Size olan borcumu hâlâ ödeyemediğim için sizden utanıyorum. Ben bu yüzden sizi görünce
yolumu değiştirmek için karşıya geçtim. Sizinle karşılaşmaktan uyanıyorum," demiş.
Bunun üzerine İmam-ı Azam Hazretleri şöyle demiş:

"Bundan sonra bana artık herhangi bir borcun yok. Şu andan itibaren bana olan borcunu siliyorum.
Bu zamana kadar beni her gördüğünde seni huzursuz ettiğim için bana hakkını helâl et."
Anasayfaya dön Konulara dön
Sadakat.Net©İslami web hizmetleri
Anasayfaya dön Konulara dön
Sadakat.Net©İslami web hizmetleri
Anasayfaya dön Konulara dön
Sadakat.Net©İslami web hizmetleri