81. İHTİYAR OLMUŞ OLSAYDI
"Hayırdır hocam, bu telaş da neyin nesi, ne tarafa
böyle?" diye sormuşlar.
Hoca, geride bıraktığı topluluğa eşeğin sırtından
başını geri çevirerek şöyle cevap vermiş:
"Merak edilecek bir şey yok. Eşeğin acele
bir işi çıktı da, birlikte oraya gidiyoruz."
83. DÜĞÜM
ATMAYI İHMAL ETME
Hoca, kızına iğneye ip takmasına gelinceye kadar
bütün bildiklerini öğretmenin sevincini,
yaşamaktaymış. Nihayet hocanın kızı gelin olmuş.
Ata bindirilip baba evinden ayrılıp dünya evi,
diye tavsif edilen yeni bir hayatın başlayacağı
eve doğru bir hayli mesâfe almış.
Bu sırada Nasreddin Hoca, koşa koşa gelin olan
kızının arkasından gelip çok önemli
bir şey unutmuşçasına kızının kulağına gizlice
şöyle demiş:
"Kızım, ama dikkat et ! Sakın ola iğneye ip takdıktan
sonra düğüm atmayı ihmal etme.
Sonra dikiş tutturamazsın."
84. SİZ
DIŞARI ÇIKIN
Bu suçundan dolayı o şahsı mahkemeye vermişler.
Gün gelince mahkenme salonu tıka-basa
dolmuş tabii. Salonu dolduranların gürültü yapmaları
dolayısıyla rahatsız olan devrin kadısı
Nasreddin Hoca, sinirlenerek şöyle demiş:
"Bu kalabalık da neyin nesi? Yahu! Siz dışarı
çıkın da ölenin akrabalarından kimler varsa
onlar gelsin içeri."
85. ŞUNU
BAŞTAN SÖYLESENE
"Bey Amca! Falan köye kaç saatte gidebilirim?"
Hoca, bu soruya herhangi bir cevap vermemiş.
Adam aynı soruyu üç kez tekrarlamış; ama herhangi
bir cevap alamayınca yoluna devam etmiş.
Biraz yürüdükten sonra arkadan Hocanın:
"Evlat, gel!" dediğini işitmiş. Adam gelince
de Hoca soruyu şu şekilde cevaplandırmış:
"Sen tam üç saatte oraya varırsın ," demiş. Adam
sinirli bir şekilde:
"Be bey amca! Madem biliyorsun, şunu baştan söylesene,"
deyince,
Nasreddin Hoca şöyle savunmuş kendisini:
"İyi de, ben senin nasıl yürüdüğünü nereden bilebilirim
ki."
86. İNŞALLAH
BEN GELDİM
"Yarın hava iyi olursa çifte gideceğim, yağışlı
olursa da oduna gideceğim," demiş. Hanımı da:
"İnşaallah da efendi, inşallah de," sözleriyle
onu uyarmış . Hoca Efendi, hiç oralı olmadığı gibi:
"Yahu hanım, bunun maşaallahı mı olur? Havalar
ya iyi olur, ya yağışlı olur," demiş.
Ertesi günü havalar yağışlı olduğu için hoca
odun getirmek amacıyla baltayı eline alıp yola koyulmuş.
Yolda sipahilere rastlamış Sipahilerden biri
Hocaya:
"Hey, bana bak, değirmene nereden gidilir?" diye
sormuş.
Hoca, soruyu hiç dikkate almamış. Onun bu umursamaz
tavrı sipahilerin hiç de hoşuna gitmemiş.
"Düş önümüze," demişler. "Bizi değirmene sen götüreceksin."
Kendilerini, hocaya zorla o yağmurda
değirmene kadar götürtmüşler. O yağmurda iyice
ıslanan Hocanın eve dönüşünde ise hava iyice
kararmış. Evinin kapısına gelmiş ve kapıyı çaldığında
içeriden hanımı:
"Kim o?" diye sorunca, şöyle cevap vermiş Nasreddin
Hoca: "Aç hatun, inşaallah ben geldim."
87. DAHA
NE KADAR GİDECEĞİZ
"Daha ne kadar gideceğiz hatun?" diye sormuş.
Hanımı hocanın sorusunu şu şekilde cevaplandırmış:
"Bugün ile yarın gidersek daha iki günlük yolumuz
kalır." Bunun üzerine hoca:
"Desene hatun, yolu yarıladık."
88. YUMUŞAK
BİR SES
Halife, vâizin sözlerinin bitmesini beklemeden
ona şöyle demiş:
"Biraz halim-selim ol. Allah-ü Teâla senden daha
hayırlı olan Musa'yı, benden daha şerli
olan Firavun'a gönderirken şöyle emretmişti:
'Ona yumuşak bir sesle nasihat edin,
belki bu sayede öğüt alır veya Allah'tan korkar."
89. YEMESİ
KOLAY OLSUN DİYE
kâğıtları önce memura yedirmiş, sonra da memuru
görevden atıp yerine Nasreddin Hoca'yı getirmiş.
Hoca göreve geldikten sonra hesapları yufkaların
üzerine yapmaya başlamış.
Bunu gören Timur, şaşkınlıkla Hocaya sormuş:
"Neden hesapları yufkaların üzerine yapıyorsun?"
Hoca, şöyle karşılık vermiş Timur'a:
"Neden olacak, yemesi kolay olsun diye..."
90. KAÇ
PARA YAPAR?
has adamları arasına girer ve sohbetlerinde bulunur.
Bir gün Timur'la hamamda iken Timur'un şu
sorusuna muhtahap olur:
"Şu benim meclisimde bulunan insanları satılığa
çıkarsak acaba her biri ne kadar para yapar?"
Ahmedi, Timur'un hizmetinde bulunanların bir
birine bir fiyat biçer.
Timur:
"Peki ben ne kadar yaparım. Beni pazar çıkarsalar
kaç para ederim?" diye sorunca Ahmedi:
"Otuz beş akçe der." Timur, hemen kendisine haksızlık
yapıldığını şöyle ifade eder:
"Böyle bir şey olurmu? Benim belimdeki peştamali
satılığa çıkarsak, sadece o eder o kadar akçe."
Ahmedi ise şöyle der:
"Ben de zaten otuz beş akçeyi o peştamal için
demiştim. Yoksa siz bir buçuk akça bile etmezsiniz."
| Anasayfaya dön | Konulara dön |
| Sadakat.Net©İslami web hizmetleri | |
| Anasayfaya dön | Konulara dön |
| Sadakat.Net©İslami web hizmetleri | |