01. Bölüm - 02. Bölüm - 03. Bölüm - 04. Bölüm - 05. Bölüm - 06. Bölüm - 07. Bölüm
08. Bölüm - 9. Bölüm - 10. Bölüm - 11. Bölüm - 12. Bölüm - 13. Bölüm14. Bölüm
15. Bölüm - 16. Bölüm

81. İHTİYAR  OLMUŞ  OLSAYDI Osmanlı Padişahlarından I. Murad, Birleşik Avrupa Ordusunu I. Kosova Savaşı'nda yendikten
sonra savaş meyadnını gezmiş ve yaralılar arasında yaşlı olan kişileri göremeyince hayrete düşmüştü.
Padişahın şaşkınlığı yanında bulunan komutanlarından biri şöyle gidermişti:
"Padişahım, bunların yanında akıllı ve uslu bir ihtiyar olmuş olsaydı hiç böylesine bir harekete
girişirler miydi?"  ***
82. NE  TARAFA  BÖYLE
Nasreddin Hoca, bir gün eşeğe binmiş yolda giderken, eşek birden koşmaya başlamış.
Kontrolünden çıkan eşeği durdurmaya çalışsa da hoca, başarılı olamamış.
Eşeğin sırtında iken hocanın rüzgar gibi geçtiğini görenler:

"Hayırdır hocam, bu telaş da neyin nesi, ne tarafa böyle?"  diye sormuşlar.
Hoca, geride bıraktığı topluluğa eşeğin sırtından başını geri çevirerek  şöyle cevap vermiş:
"Merak edilecek  bir şey yok. Eşeğin acele bir işi çıktı da, birlikte oraya gidiyoruz."  ***
83. DÜĞÜM  ATMAYI  İHMAL  ETME
Her baba gibi Nasreddin Hoca da kızının iyi yetişmesi için elinden gelen herşeyi yapmış.
Hoca, kızına iğneye ip takmasına gelinceye kadar bütün bildiklerini öğretmenin sevincini,
yaşamaktaymış. Nihayet hocanın kızı gelin olmuş. Ata bindirilip baba evinden ayrılıp dünya evi,
diye tavsif edilen yeni bir hayatın başlayacağı eve doğru bir hayli mesâfe almış.
Bu sırada Nasreddin Hoca, koşa koşa gelin olan kızının arkasından gelip çok önemli
bir şey unutmuşçasına kızının kulağına gizlice şöyle demiş:
"Kızım, ama dikkat et ! Sakın ola iğneye ip takdıktan sonra düğüm atmayı ihmal etme.
Sonra dikiş tutturamazsın." ***
84. SİZ  DIŞARI  ÇIKIN
Nasreddin Hocanını kadılık yaptığı zamanlarda, bir adam tarafından bir köpek öldürülmüş.
Bu suçundan dolayı o şahsı mahkemeye vermişler. Gün gelince mahkenme salonu tıka-basa
dolmuş tabii. Salonu dolduranların gürültü yapmaları dolayısıyla rahatsız olan devrin kadısı
Nasreddin Hoca, sinirlenerek şöyle demiş:
"Bu kalabalık da neyin nesi? Yahu! Siz dışarı çıkın da ölenin akrabalarından kimler varsa
onlar gelsin içeri." ***
85. ŞUNU  BAŞTAN  SÖYLESENE
Nasreddin Hoca tarlasında çalışırken oradan geçmekte olan biri sormuş:
"Bey Amca! Falan köye kaç saatte gidebilirim?" Hoca, bu soruya herhangi bir cevap vermemiş.
Adam aynı soruyu üç kez tekrarlamış; ama herhangi bir cevap alamayınca yoluna devam etmiş.
Biraz yürüdükten sonra arkadan Hocanın:
"Evlat, gel!" dediğini işitmiş. Adam gelince de Hoca soruyu şu şekilde cevaplandırmış:
"Sen tam üç saatte oraya varırsın ," demiş. Adam sinirli bir şekilde:
"Be bey amca! Madem biliyorsun, şunu baştan söylesene," deyince,
Nasreddin Hoca şöyle savunmuş kendisini:
"İyi de, ben senin nasıl yürüdüğünü nereden bilebilirim ki." ***
86. İNŞALLAH  BEN  GELDİM
Hoca, bir akşam hanımına:
"Yarın hava iyi olursa çifte gideceğim, yağışlı olursa da oduna gideceğim," demiş. Hanımı da:
"İnşaallah da efendi, inşallah de," sözleriyle onu uyarmış . Hoca Efendi, hiç oralı olmadığı gibi:
"Yahu hanım, bunun maşaallahı mı olur? Havalar ya iyi olur, ya yağışlı olur," demiş.
Ertesi günü havalar yağışlı olduğu için hoca odun getirmek amacıyla baltayı eline alıp yola koyulmuş.
Yolda sipahilere rastlamış Sipahilerden biri Hocaya:
"Hey, bana bak, değirmene nereden gidilir?" diye sormuş.
Hoca, soruyu hiç dikkate almamış. Onun bu umursamaz tavrı sipahilerin hiç de hoşuna gitmemiş.

"Düş önümüze," demişler. "Bizi değirmene sen götüreceksin." Kendilerini, hocaya zorla o yağmurda
değirmene kadar götürtmüşler. O yağmurda iyice ıslanan Hocanın eve dönüşünde ise hava iyice
kararmış. Evinin kapısına gelmiş ve kapıyı çaldığında içeriden hanımı:
"Kim o?" diye sorunca, şöyle cevap vermiş Nasreddin Hoca: "Aç hatun, inşaallah ben geldim." ***
87. DAHA  NE  KADAR  GİDECEĞİZ
Hoca ile hanımı dört günlük yola daha yeni çıkmışlar. Hoca yola çıkar çıkmaz hanımına:
"Daha ne kadar gideceğiz hatun?" diye sormuş.
Hanımı hocanın sorusunu şu şekilde cevaplandırmış:
"Bugün ile yarın gidersek daha iki günlük yolumuz kalır." Bunun üzerine hoca:
"Desene hatun, yolu yarıladık." ***
88. YUMUŞAK  BİR  SES
Vâizin biri, Abbasi Halifelerinden Me'mun'a sert ve acı bir dille nasihat etmeye başlamış.
Halife, vâizin sözlerinin bitmesini beklemeden ona şöyle demiş:

"Biraz halim-selim ol. Allah-ü Teâla senden daha hayırlı olan Musa'yı, benden daha şerli
olan Firavun'a gönderirken şöyle emretmişti:  'Ona yumuşak bir sesle nasihat edin, 
belki bu sayede öğüt alır veya Allah'tan korkar." ***
89. YEMESİ  KOLAY  OLSUN  DİYE
Timur'un hesaplarıyla ilgilenen memurun hesapta yanlışlık yaptığı anlaşılınca; Timur, yanlışlık yapılan
kâğıtları önce memura yedirmiş, sonra da memuru görevden atıp yerine Nasreddin Hoca'yı getirmiş.
Hoca göreve geldikten sonra hesapları yufkaların üzerine yapmaya başlamış.
Bunu gören Timur, şaşkınlıkla Hocaya sormuş:
"Neden hesapları yufkaların üzerine yapıyorsun?" Hoca, şöyle karşılık vermiş Timur'a:
"Neden olacak, yemesi kolay olsun diye..." ***
90. KAÇ  PARA  YAPAR?
Timur Anadolu'ya gelince oranın ariflerinden "İskendernâme" sahibi Ahmedi,
has adamları arasına girer ve sohbetlerinde bulunur. Bir gün Timur'la hamamda iken Timur'un şu
sorusuna muhtahap olur:
"Şu benim meclisimde bulunan insanları satılığa çıkarsak acaba her biri ne kadar para yapar?"
Ahmedi, Timur'un hizmetinde bulunanların bir birine bir fiyat biçer.
Timur:
"Peki ben ne kadar yaparım. Beni pazar çıkarsalar kaç para ederim?" diye sorunca Ahmedi:
"Otuz beş akçe der." Timur, hemen kendisine haksızlık yapıldığını şöyle ifade eder:
"Böyle bir şey olurmu? Benim belimdeki peştamali satılığa çıkarsak, sadece o eder o kadar akçe."
Ahmedi ise şöyle der:
"Ben de zaten otuz beş akçeyi o peştamal için demiştim. Yoksa siz bir buçuk akça bile etmezsiniz."
Anasayfaya dön Konulara dön
Sadakat.Net©İslami web hizmetleri
Anasayfaya dön Konulara dön
Sadakat.Net©İslami web hizmetleri
Anasayfaya dön Konulara dön
Sadakat.Net©İslami web hizmetleri