KUTBUL İRŞAD VE TASARRUF
Bir işin merkezinde bulunup onu idare edene “o işin kutbu, yani
idarecisi” denir. Bir memleketin işlerini yürüten kimse, o işlerin
kutbudur. Bir müctehid, fetva işlerinin kutbudur. Bir kâmil mürşid de
irşad ve terbiye işlerinin kutbudur. Onun için, kendisine tasavvuf
dilinde “kutbu’l-irşad” denir.
Kutub ifadesi bir sıfattır; irşadla görevli ve bu işe ehliyetli kâmil
insanlar için kullanılan bir ünvandır. Kur’an-ı Hakim’de ve Sünnet’te
zikredilen halife, imam ve ulü’l-emr tabirleri, irşad kutbunu da içine
alır.
İrşad kutbu olan zat, Hz. Rasulullah (A.S.) Efendimizin gerçek
vârisidir. O’nun ilmine, edebine, ruhları nur ile temizleme işine,
kalpleri Allah’a çevirme mesleğine, nefisleri terbiye etme ve hayata
denge verme sanatına vâristir. Bu velayet ve yetki ona halk tarafından
değil, Cenab-ı Hak tarafından verilmiştir. Vazife büyük olunca, yetki ve
destek de büyük olmaktadır. İrşad ve terbiyenin asıl sahibi Allahu
Tealâ’dır; hidayet Onun elindedir; ancak Allahu Tealâ beşeri planda bu
işi kulları arasından seçtiği kimselere yaptırmaktadır. Bu kulların
başında Peygamberler gelmektedir. Peygamber olmadığı zaman bu işi onun
halifeleri, vâris ve vekilleri yürütmektedir.
İrşad Kutbunun Özellikleri
İrşad kutbu, Allah’ın huzurunda kabul görmüş mukarrebûn makamında bir
muttaki zattır; edeb ve takva madenidir. Hayırlarda en öndedir.
Muttakilerin imamıdır; İlahi huzurda insanlığı temsil eder. Naz
makamındadır. Büyük arif İmam Rabbani (K.S.) irşad kutbunu şöyle
tanıtır:
“İrşad kutbu olan velinin varlığı alem ve insanlık için bulunmaz bir
devlettir. O, uzun zamanlardan sonra zuhur etse de, bir ganimettir.
Onunla alem aydınlanır, kalpler nurlanır. Onun nazarı, manevi kalp
hastalıklarına şifadır. Onun bir kalbe teveccühü, ondaki düşük ve rezil
huyları temizleyip atar. Bu öyle bir zattır ki, velayet mertebelerinin
en yükseğine ulaşmıştır. Allah tarafından seçilmiş ve sevilmiştir. Buna
mahbubiyet makamı denir. O makamın bütün kabiliyet ve yetkisi ona
verilmiştir. Bu zat, velayet mertebelerinin kemalâtını bünyesinde
toplamıştır. Allah’a davet makamlarının tamamını elde etmiştir. Özetle,
‘kendisinde bütün güzellikler toplanmış‘ sözü onun hakkında ne kadar
doğrudur.
Bu irşad kutbu, kalbiyle bir kimseye yöneldiğinde, o kimsenin kalbi
açılır; ilahi sevgiyle dolar. Veya bir kimse sevgiyle ona yönelse, ameli
ve zikri az da olsa, onun feyzinden istifade eder, imanın tadını tadar.”
(Mektubat)
Velinin Yetkisi ve Sınırları
Velayet mertebesinin zirvesinde peygamberler bulunmaktadır. Allahu
Tealâ’nın izni ve desteği olmadan hiçbir peygamber mucize gösteremez,
ayet getiremez; istediğini hidayete çekemez; kalbi temizleyemez.
Bu hakikat Kur’an-ı Hakim’de açıkça belirtilmiştir. (Ra’d/38, Kasas/56,
Nur/21) Ancak ilahi izin ve destek gelince peygamberler ölüleri
diriltmiş, körlerin gözünü açmış, bir nefesle hastaları iyileştirmiş,
hayvanlarla konuşmuş, cinleri emrinde çalıştırmış, bulutları istediği
yere sevketmiş, denizi yol gibi kullanmış, parmakları arasından su
fışkırtmış ve daha nice harikaları gerçekleştirmiştir. Bütün mucizeler,
peygamberlerin insan, eşya ve kainat üzerindeki tasarruflarıdır.
Bunların bir kısmı, derecelerine göre peygamber vârisi olan kâmil
insanlarda da zuhur eder. Ancak bunun ölçüsü vardır, onu bilmek gerekir.
Aksi halde veliler hakkındaki yanlış itikadlar yüzünden şirke düşülür.
Bazıları, kutub ve gavs olarak bilinen velilerin kainatı idare ettiğini,
bütün insanlardan ve alemden haberdar olduğunu, istediğini yapma
yetkisinin bulunduğunu düşünür ve söylerler. Bu fikir yanlıştır; tevbe
edilmezse şirke ve küfre girme tehlikesi vardır.
İrşadla görevli bir velinin işi, Allah’ın izniyle ölü kalpleri nur ve
ilahi sevgi ile diriltmek, kulu Yüce Rabbine sevketmektir.
Velinin bütün tasarrufu ilahi kadere bağlı olarak gerçekleşir ve hepsi
ilahi izinle olur. Veli, sonuç almak için sebepleri kullanır. Himmetini
hayırlara yöneltir, her işinde Allah’ın rızasını arar. Nazı, niyazı, dua
ve avazı Hak içindir. Allahu Tealâ’nın kendisine ikram ettiği feyz, nur,
keşif, keramet, marifet, feraset ve duasına icabet nimetlerini ilahi
irade ve rızaya uygun kullanır. Kul olduğunu unutmaz; haddini bilir,
yetkisini aşmaz. Yüce Rabbine karşı boynu bükük, gönlü yanık, kalbi
uyanık bir vaziyette, hep O’nun emrini ve desteğini bekler. Elinde hangi
güzel hal zuhur etse kendisinden bilmez, kibir yapmaz, övünmez.
Makamı ne olursa olsun, veli her şeyi bilmez; bilmesi de gerekmez. Veli,
Allahu Tealâ’nın kendisine bildirdiklerini ve hak yolunda lazım olanı
bilir. Veli, Allah’ın şahididir; O’nu tanır, O’nu tanıtır. Kalbin ve
nefsin terbiyesinde ustadır.
İrşad kutbu olan veli, bütün himmet ve gücünü dinin yayılması ve
insanların ıslahı için kullanır. Eşyayı ıslah etmek, dünya işlerini
düzene sokmak, güzel geçim yolları aramak, teknik gelişmeleri takip
etmek velinin birinci işi değildir. O, bunları ehline havale eder.
Bazı insanlar, baş ve bel ağrısına varana kadar her türlü derdini
velinin himmet ve tasarrufu ile dindirmek ister; doktor yerine veliye
gider. Kimileri, insanların cehalet, zulüm, tembellik ve ihanetleri
yüzünden bozulan cemiyet hayatının, mürşidlerin bir tasarrufu ile
düzelmesini ve zalimlerin başının ezilmesini bekler. Halbuki veliler,
fıtrat kanunlarına uymayı takvanın bir gereği görürler; hikmete tabi
olur, hakkı gözetirler. İlahi rızaya uymayan talebleri de reddederler.
Dr. Dilaver Selvi
| Anasayfaya dön | Konulara dön |
| Sadakat.Net©İslami web hizmetleri | |