|
Tamam
kabul etmek lazım güzel bir yüzünüz var. Ama
kafatasınızın da sizin kadar güzel olduğunu, en
azından bu anlamda, ileri sürebilir misiniz?
Mesela, o güzel saçınızı, kepeğe karşı etkili
şampuanlarla yıkıyorsunuz ve ahenkle dans
ettiriyorsunuz, ama sanırım kafatasında saç
olmaz. Zira şampuan reklamlarından aşina
olduğumuz 'saç derisi', adından da anlaşılacağı
üzere deri üzerinde olduğundan, saçlar da burada
bitiyor. Aynı şekilde özene bezene boyadığınız
dudaklarınız da kemik üzerinde yer almıyor.
Örnekleri çoğaltmak mümkün. Kısaca şunu
söyleyeyim: Sizin kafatasınızın, çok çirkin
sayılan insanların kafatasından daha güzel
olduğunu savunmak pek makul görünmüyor.
Kabrinizde toprak tarafından yenilip
hazmedilecek olan deriniz ve etiniz gidince
kalacak olan görüntünün hiç iç açıcı olmadığını
şimdiden bilmenizde fayda görüyorum. Hatta o
kadar ileriye gitmeye de gerek yok. Bir trafik
kazasında, bir yangında veya buna benzer bir
ölüm olayında, sizi teşhis etmek üzere morga
gelecek olan yakınlarınıza şimdiden acıyorum. Şu
anki güzelliğiniz oranında, o zamanki dehşetleri
de fazla olacak, bugünkü güzel yüzünüz o zaman,
dostlarınıza kabus gibi görünecektir.
Evet ben çok kötüyüm. Şu güzel hayatınızı
bitirip sizi öldürdüm. Belki uzun bir ömür
süreceksiniz kim bilir. Peki, bu uzun ömürde
güzelliğinizi koruyabilecek misiniz? Bugün size
imrenerek bakanların, yarın iğrenerek
bakmayacakları ne malum? Tamam tamam, tıp,
özellikle estetik cerrahi çok ilerledi, derinizi
'gerdirir' yağlarınızı 'aldırır'sınız ve meselâ
10 yıl sonra 10 yıl gençleşip bugünkü
güzelliğinize yeniden kavuşursunuz. Gerçi,
herkes bu güzelliğin sun'i olduğunu bilerek size
imalı imalı bakacaktır ama olsun, güzellik
güzelliktir. Yalnız şu da var ki, bu gerdirme
işini ne zamana kadar sürdürebilirsiniz. Yani
çok gerdirmek de insanı germez mi bir süre
sonra?
Neyse ki zenginsiniz, şöhretiniz de var. Aklıma
yine ne takıldı biliyor musunuz? Diyelim ki bu
kadar zengin değilsiniz. Elbise ve takı alacak
paranız pek yok. Aldığınız elbisenin her yeri
dökülüyor. Bugünkü kadar güzel olur muydunuz?
Güzel olsanız ve bunu kimse farketmese, o
güzelliğe bugünkü kadar önem verir miydiniz?
Kaldı ki, hep böyle zengin ve ünlü olacağınız da
bir varsayımdan ibaret. Güzelliğinizi
koruyabildiğiniz halde, şöhretinizi koruyamaz,
kimsenin bilmediği bir güzel olarak hayatınıza
devam edebilirsiniz. Ya da, değil 'gerdirmeye',
yemeye içmeye bile para bulamazsanız?
Aman Allah'ım ben de çok kötümserim. Hep böyle
zengin kalır ve gerdirerek de olsa güzelliğinizi
korursunuz belki, ihtimal dahilinde en azından.
İskeletinizi her halükarda görmeyeceğinize göre,
sorun da olmaz.
Neyse ki görmeyeceksiniz iskeletinizi. Çünkü
anladığım kadarıyla iskeletinize pek
güvenemiyorsunuz. Derinize güvendiğinizi
elbiselerinizden sıyrılarak verdiğiniz pozlarla
gösterdiğiniz halde, iskeletinize güvendiğinizi
göstermek için derinizden sıyrılmıyorsunuz. Eh
benimki de biraz saçma oldu, bunu yapmak tıbben
imkânsız zaten. Ama şu tıbben mümkün:
İskeletinizin röntgen filmini çektirmek. Ne
dersiniz, boy boy fotoğraflarızı yayımlayan
dergiler, bu filmleri de okuyucularına göstermek
isterler mi? Dergilerden önce, sizin zaten böyle
bir şey istemeyeceğiniz ayan beyan ortada.
Okuyucular, 'magazin!' dergisinin neden anotomi
dergisine dönüştüğünü soracaktır. Gerçi, bilinen
anlamıyla 'çıplak' olan halini anotomiye
benzetmeyip, gerçek anlamda 'çıplak' olunca,
böyle bir tepki vermeyi anlamak güç, ama
-inanmayarak da olsa- iç güzellik daha önemli
derken kimse bunu kastetmemişti.
Şu ana kadarki konuşmalarımdan, sizin
iskeletinize düşman olduğunuz sonucunu çıkardım.
Ne deseniz haklısınız, kendi konuşmamdan sizin
hakkınızda yorum çıkarıyorum. Tamam bu bir
çelişki ama sonuçta doğru bir şey. Siz, tüm
vücudunuzun iskeleti olan iskelete düşmansınız.
Düşmanlığınızı, onu tanımayarak, görmeyerek ve
göstermeyerek ortaya koyuyorsunuz. İskeletiniz
buna rağmen size vefa gösteriyor, düşmanlıktan
uzak durarak, dostça davranıyor. Öyle ki, sizin
güvendiğiniz teniniz gitse bile o, size ait
birşey olarak yıllarca kalıyor.
Başta ki soruyu değiştiriyorum:
İskeletiniz, sizin kadar güzel mi?
17 Ocak 2000
Murad ÇETİN
|