KUR'AN VE SÜNNET'E GÖRE ZULÜM NEDİR?

e-Posta Yazdır PDF

Soru: "Bir sohbette, af konusu açıldı. Devlete karşı işlenen suçların affadilmediği, fakat başta cinayet olmak üzere fuhuş ve diğer yüzkırartıcı suçların affedildiği üzerinde duruldu. (..) Bir kardeşimiz: "Türkiye'de adaletin zaafa uğradığını ve zulmün geçerli dolduğunu" söyledi. (..) Mesele değişik açılardan tartışılırken bir kardeşimiz : "Öyle söylemeyin!.. Kur'an-ı Kerim'de zulüm, küfür ve şirk manasında kullanılmıştır" dedi ve bazı ayetleri delil getirdi. (..) Netice-i kelam, zülüm kavramı üzerinde anlaşmamız mümkün olmadı. Zulmün tarifi ve tasnifi nedir? Kur'an ve sünnette, hangi mahiyetleri ifade için kullanılmıştır. Keyfiyeti nedir ?" diyorsunuz

CEVAP: İnsanların en çok kullandığı, fakat mahiyetini değiştirdiği kavramlardan birisi de zulümdür. Arapça olan ve "Za-Le-Me" kökünden gelen bu terim, birçok manayı ifade eden (vücuh) bir kavramdır. Arapça mütehassısları zulüm terimini "Bir şeyi; kendisine ait olan yerin dışına koymak, eksiltmek, çoğaltmak ve mahiyetini değiştirmek" olarak tarif etmişlerdir. (1) Zulmün tasnifi ve keyfiyeti sünnet ile sabittir. Resul-i Ekrem (sav)'in: "Zulüm üç türlüdür. Bir zulüm vardır ki, Allah onu affetmez. Bir zulüm vardır ki, Allah onu affeder. Bir zulüm vardır ki, Allah onun hesabını bu dünyada sorar. Allahu Teala (cc)'nın affetmediği zulüm şirktir. Çünkü Allah 'Şirk büyük bir zulümdür' (Lokman Suresi:13) buyurmuştur. Allahu Teala (cc)'nın affedeceği zulüm, kulların kendi nefislerine karşı işlediği zulümdür. Rableri ile kendi aralarındaki işlerde yaptıkları hatalardır. Allah'ın hiç bırakmayıp, mutlaka hesabını soracağı zulüm ise, kulların birbirlerine karşı işledikleri cürümlerdir. Allah bunların hesabını sorar ve zalimleri cezalandırır."(2) buyurduğu malumdur. İslam uleması; zulmü tasnif ederken, bu hadis-i şerif'teki sırayı esas almışlardır.(3) Biz de aynı usule riayet edelim.
Birincisi: Küfür ve şirk manasındaki zulümdür. Kur'an-ı Kerim'de: "Allah iman edenlerin velisidir. Onları zulumattan (karanlıktan) nura çıkarır. Küfredenlerin velisi ise tağuttur. O (tağut) da kendilerini nurdan ayırıp, zulümata (karanlıklara) çıkarır. Onlar (tevağit zümresi) cehennemin arkadaşıdırlar. Onlar orada, bir daha çıkmamak üzere ebedi kalıcıdırlar."(El Bakara Suresi: 257) hükmü beyan buyurulmuştur. Fahrüddin-i Razi, bütün müfessirlerin "nur ile zulümattan maksadın, iman ve küfür olduğunda ittifak ettiklerini" açıklamıştır.(4) Zulm kelimesinin bu manada kullanıldığı sünnetle de sabittir. Sahih-i Buhari'de yer alan habere göre; "İman edenler ve imanlarını zulümle de bulaştırmayanlar!.."(El En'am Suresi: 82) ayet-i kerimesi inince, Sahabe-i Kiram: "İçimizde nefsine zulmetmeyen kim olabilir?" diyerek, üzüntüye kapılmıştır. Buradaki zulm kelimesini; haram, günah veya hata olarak değerlendirmişlerdir. Bunun üzerine Rasul-i Ekrem (sav): "Zannettiğiniz gibi değil!... Bu zulüm Lokman (sav)'ın oğluna dediği zulümdür. 'Evladım!.. Sakın Allah'a şirk koşma. Çünkü şirk elbette büyük bir zulümdür." diyerek, meseleyi kavramalarını kolaylaştırmıştır. (5)
İkincisi: Mükellefin İslam fıkhının hükümlerine uymayarak (farzları terk, haramları irtikap ederek) işledigi günahlar manasındaki zulümdür. Kur'an-ı Kerim'de bu mahiyetteki zulmün mahiyeti de haber verilmiştir: "Kim (nefsine) zulm ettikten sonra tevbe eder ve halini düzeltirse, Allah da tevbesini kabul eder." (El Maide suresi: 39) "Ve onlar çirkin bir günah (fahşa) işledikleri, yahud nefislerine zulm ettikleri vakit; Allah'ı hatırlayarak hemen günahlarının bağışlanmasını isteyenlerdir. Günahları, Allah'dan başka kim bağışlayabilir. Bir de onlar işledikleri (günah) üzerinde, bilip dururken ısrar etmeyenlerdir." (Al-i İmran Suresi:135) Dolayısıyla farzları terk ve haramları irtikap eden her mükellef, öncelikle kendi nefsine zulmetmektedir. Bazı haramları irtikap ederken; hem kendi nefsine, hem çevresinde bulunan insanlara zulmetmesi de mümkündür. Mesela: Faiz alıp-vermek, tefecilik yapmak, gıybet ve iftira gibi cürümleri işlemek vs.
Üçüncüsü: İnsanların birbirlerine yaptıkları kötülükler (siyasi iktidar ve cemiyet planında) manasındaki zulümdür. İslam fıkhını hafife alan ve hevalarına göre hükmeden siyasi iktidarlar, bu çeşit zulmü ön plana çıkarabilirler. İnsanlar, zorbalara boyun eğerek, bu zulmün ortağı olurlar. Kur'an-ı Kerim'de: "İşte Ad kavmi!.. Onlar Allah'ın ayetlerini bilerek inkar ettiler. Peygamberlerine isyan ettiler. Böylece başları (liderler) olan her zorbanın emrine uyup gittiler. Onlar bu dünyada da, kıyamet gününde de lanet cezasına tabi tutuldular" (Hud Suresi: 59-60) buyurulmuştur. Lanetten kurtulmak için; hem zorbalara, hem onların zulümlerine karşı direnmek vaciptir. Emirü'l Mü'minin Hz. Ali (ra); "Zülmün iki temel unsuru vardır. Birisi zalim, diğeri de mazlumdur. Zalim zulmettiği için, mazlum da zulme rıza gösterdiği için hesaba çekilir." diyerek, bu inceliğe işaret etmiştir. Meselenin özü budur. Birbirimize dua edelim.

(1) Ragıp El Isfahani- El Müfredat- İst: 1986 Sh: 470. Ayrıca Abdi'l-Latifi'z Zebidi- Tecrid-i Sarih Tercemesi ve Şerhi- Ank: 1974 (3.bsm) C: 7 Sh: 35.
(2) İbn-i Kesir- Tefsiru'l Kur'an'il Aziym- Beyrut: 1969 : 1 Sh: 508.
(3) Abdi'l Latifi'z Zebidi- A.g.e. C: 7 Sh: 351.
(4) Fahrüddin-i Razi- Mefatihu'l Gayb- İst: 1308 C: 2 Sh: 231
(5) Sahih-i Buhari- İst: 1401C: 6 Sh: 20 K.Tefsiru'l Kur'an:31