TERAVİH NAMAZININ HÜKMÜ VE KEYFİYETİ

e-Posta Yazdır PDF

Soru: "Babam, ağır şeker hastası olduğu için oruç tutamıyor. Oruç ibadetini hastalık sebebiyle edâ edemeyen bir kimsenin teravih namazını kılması gerekir mi? (...) Ramazan-ı Şerif ayında teravih namazını, evimde cemaatle kılmaya karar verdim. Buna karar vermemin sebebi şudur: Bazı hadis mecmualarında, Peygamberimizin teravih namazını evinde kıldığı belirtilmektedir. Bu ameli ve fiili sünnetin ihya edilmesi gerekir. (...) Bazı eserlerde; sünnet ve nafile namazların camide değil, evde kılınmasının daha efdal olduğu belirtilmektedir. Teravih namazı da sünnet olan bir namazdır. (..) Camilerde hızla kıldırılan teravih namazı yerine, her tervihada örfe uyarak kılınan teravih namazı daha efdal değil midir? (...) Teravih namazının, Hz. Ömer'in hilâfeti döneminde ise cemaatle kılınmaya başlandığı malûmdur. Hz. Ömer'in cemaatle kılınan teravih namazı için, 'Bu ne güzel bid'at' dediği kayıtlıdır. Bu tesbitteki bid'attan maksat nedir? (...) Teravih namazına başlarken yapılan niyet, tamamı için geçerli midir? Yoksa dört rek'atı için, ayrı niyet edilmesi gerekir mi?"

CEVAP: Teravih namazı; orucun değil, vaktin (Ramazan ayının) sünneti olan bir ibadettir. Dolayısıyle meşrû bir özürden dolayı oruç tutamayan bir mükellefin, teravih namazını kılması sünnettir. Resûl-i Ekrem (sav)'in, "Farz namazlar müstesna, bir kimsenin en efdal namazı, evinde kıldığı namazdır" hadis-i şerifi esas alan fukahâ-i kiram, şu hükümde ittifak etmiştir: "Sünnet ve nafile namazları evde kılmak daha efdaldir."(1) İmam-ı Hulvani'nin tesbiti şudur: "Teravih namazı müstesna, bütün sünnet ve nafile namazları evde kılmak daha efdaldir." Resûl-i Ekrem (sav), teravih namazını hem cemaatle, hem ferdi olarak edâ etmiştir. Hz. Ömer (ra)'in ictihadı ve sahabe-i kiramın muvafakatıyla, cemaatle edâ edilmesi bid'at değildir. Resûl-i Ekrem (sav)'in, "Benim ve raşid halifelerimin sünnetine sarılınız" (2) emrini verdiği malûmdur. İmam Ebû Yusuf (rha), hocası İmam-ı Azam Ebû Hanife'ye (rha) teravihin hükmünü ve Hz. Ömer (ra)'in cemaatle kılınmasıyla ilgili ictihadını sormuş, o da cevabı vermiştir: "Teravih, sünnet-i müekkededir. Hz. Ömer (ra) onu (cemaatle kılınması keyfiyetini) kendiliğinden ortaya çıkarmamıştır. Bid'at da işlemiş değildir. Onu ancak elindeki bir esasa ve Resûl-i Ekrem (sav)'den bellediği bir ilme istinaden emretmiştir."(3) Dolayısıyle; teravih namazının cemaatle edâ edilmesi, bazılarının zannettiği gibi bid'at değildir. Hz. Ömer (ra)'in ictihadı ve sahabe-i kiramın icmaı söz konusudur.
Bir mükellefin, teravih namazını evinde ferdi olarak edâ etmesi veya kadınların yalnız başlarına kılmaları caizdir. Ancak bir belde halkının tamamı, teravih namazı için cemaati terkederlerse, günah işlemiş olurlar. Serahsi'nin Muhıyt'inde de böyledir.(4) İmam-ı Yusuf (rha)'tan rivayet edilmiştir ki; bir mükellef teravihi (imamla edâ ettiği gibi) cemaat halinde evinde edâ etse, bu daha efdaldir. Sahih olan şudur ki; şüphesiz evde olan cemaat için fazilet vardır. Mescidde kılan cemaat için de başka bir fazilet vardır. Gerek cemaatle, gerekse münferiden teravih namazını kaçıran kimse, onu kaza edemez.(5)
Hz. Abdullah ibn-i Abbas (ra)'dan rivayet edilen bir eserde, "Resûl-i Ekrem (sav)'in her dört rek'atta, biraz istirahat buyurduğu" haber verilmiştir. Dolayısıyle iki terviha arasında, bir terviha miktarı oturmak (istirahat etmek) müstehabtır. Esasen terviha, "biraz oturmak ve istirahat etmek" manasınadır. Bu oturma ve istirahat esnasında cemaat serbesttir; dileyen tesbih çeker, dileyen zikirle meşgul olur. Teravih namazını Kabe-i Muazzama'da edâ eden bir mükellef; terviha esnasında yedi şavt ile tavaf eder ve tavaf namazı kılar. Medineliler ise; ayrı ayrı dörder rek'at namaz kılarlar. Teravih namazında, beş selâmdan sonra istirahat etmek mekruhtur.(6) Hanefi fukahâsı, "Teravihin her dört rek'atı için niyet etmek gerekir mi? sualinin cevabında ihtilaf etmiştir. İbn-i Abidin bu meseleyle ilgili ihtilâfı ve müftabih kavli şöyle izah etmiştir: "Hülâsa'da 'Sahih olan kavle göre, her dört rekâtta niyet etmek şarttır. Çünkü her dört rek'at başlı-başına bir namazdır' cevabı verilmiştir. Haniye'de ise, 'Esah kavle göre şart değildir. Zira bütün teravih bir namaz mesabesindedir. Tatarhaniye'de de böyledir' denilmektedir. Zahirine bakılırsa, hilaf niyetin aslıyla ilgilidir. Bana kalırsa sahih olan kavil birincidir. Çünkü teravih kılan kimse selâm vermekle hakikaten namazdan çıkmıştır. Binaenaleyh yeniden namaza girmek için mutlaka niyet lazımdır. Hilaftan kurtulmak için bunun daha ihtiyatlı olduğunda da şüphe yoktur."(7) Meselenin özü budur. Birbirimize dua edelim.

(1) Şeyh Nizamüddin ve Heyet- Feteva-ı Hindiyye- Beyrut: 1400, C: 1, Sh: 113.
(2) Sünen-i İbn-i Mace- İst: 1401, C: 1, Sh: 16, Had. No: 42; ayrıca Sünen-i Darimi- İst: 1401, Mukaddeme: 16, C: 1, Sh: 35.
(3) İbn-i Abidin- Reddü'l Muhtar- İst: 1983, C: 3, Sh: 89.
(4) Şeyh Nizamüddin- age, C: 1, Sh: 116.
(5) Molla Hüsrev- Dürerû'l Hükkam- İst: 1307, C: 1, Sh: 119.
(6) Şeyh Nizamüddin ve Heyet- age, C: 1, Sh: 115.
(7) İbn-i Abidin- age, C: 3, Sh: 90 vd.