Eski asistanlarımdan biri, 'solungac' diye bir internet adı aldığında ona bunu değiştirmesini söylemiştim. Solungaç sözünün negatif bir çağrışımı olduğunu düşünüyordum çünkü.Hayatımızda olumsuz çağrışımları olan isimleri, kavramları kullandığımız sürece, bunlar bize de olumsuz bir program yapıyor diye düşünüyorum. BBC'nin hazırladığı 'hipnotizma' ile ilgili bir belgeselde şaşırtıcı bir araştırma paylaşılıyor. Belirli bir tedaviden sonra bir hasta grubuna 'Placebo-sahte' ilaç, diğer gruba ise gerçek ilaç veriliyor. Bu tür araştırmaların sonucunda sahte ilaç alanlar da iyileşme gösterir genelde. Fakat bu araştırma daha da ilginç bir netice veriyor. Sahte ilaç alanlar, gerçek ilaç alanlardan daha hızlı iyileşmiş. Dolayısıyla insanın inancı bu örnekte gerçek etken maddelerden daha etkili olmuş.
‘Bır yaz gecesi aile üyeleri damda uyumaktadır. Anne, oğlu ve hiç sevmediği gelinini yakın bir şekilde uyurken görünce, bu manzaraya daha fazla dayanamaz, onları uyandırıp, bağırır; ‘Bu sıcakta nasıl bu kadar yakın uyuyabiliyorsunuz? Bu çok sağlıksız ve tehlikeli...’ diye söylenir. Az sonra damın öbür ucunda kızı ve damadını, birbirine sırtınıdönmüş olarak uyuduklarını görür..jpg)
Sırlar... Hangimizin yok ki? İçimizde sakladığımız, başkalarının bilmesini istemediğimiz, "suya" anlatsan bile kesinlikle hafiflemeyen, taşıdıkça ağırlaşan gönüllü yükümüz... Bâzen de hayatımızın çelişkisi haline gelir; "Söylesem mi, söylemesem mi?"
Anlaşılmama duygusu günümüz insanının en sık yakındığı sorunlar arasında yer almaktadır... Karşılaştığınız iki insandan biri anlaşılmadığını ve buna bağlı olarak yalnızlık çektiğini söylemektedir. Peki ama, çok yönlü kullanılabilen iletişim araçlarına ve maddi imkanlara sahip olan insanımız hangi yoksunluğuna bağlı olarak böyle bir serencama kapılıyor?
Uzun zamandır Nişantaşı’na çıkmamıştım. İstanbul’da yaşayıp bazı yerleri arada bir de olsa görmemek olmuyor. Hep aynı yerleri tavaf etmekten bunalıyor insan. Birkaç ayda bir de olsa Boğazı görmeli, Taksim’de yürümeli, Adalara gitmeli ama hafta arası.
Günümüz şartlarının bize dayattığı birçok alışkanlık var. Neye, ne için ve nasıl alıştığımızı pek düşünmüyoruz. Her gün tartıya çıkıyor, aynanın karşısında durmadan edemiyor, tv düğmesine farkına varmadan basıyor, mailleri kontrol etmeden yatamıyoruz...
İnsanlar yaşlanıyorlar; ama olgunlaşmıyorlar. Kucaklamayı, hoş görmeyi ve sabretmeyi öğrenemiyorlar. Kızıyorlar; suçluyorlar, parmakları kabahatli olarak hep başkalarını gösteriyor; yetmiyor bazen yumruklarını sallıyorlar. Bazen haklılar da. Karşılarındaki kişi kendilerini delirtiyor.
Okul birincisi olmak, Harvard'da okumak mı insanı birinci yapar; yoksa okulu bırakmak mı? Bill Gates Harvard Üniversitesi'ni, Steve Jobs Reed Üniversitesi'ni bıraktı.
İnsan ne zaman yorulur? Ne zaman yaşamak yük olur? Elini bile kaldıracak dermanı olmadığı zamanlarda, neyi kaybeder yüreğinde, ne eksilir, nedir onu terk edip giden?